Translate

PARA HARCAMAYI BİLMEK


PARA HARCAMAYI BİLMEK

Para! Olmazsa olmaz olan bir madde hayatımızda. Onsuz ne su alabilirsiniz ne ekmek. Şimdilik sadece aldığımız nefese yani havaya para ödemiyoruz. Ama zaten o da bizde kalmıyor. Aldığımız gibi geri veriyoruz. Bizim olacak her şeye bir bedel ödüyoruz. Kazandığımız her kuruşu, bir biçimde harcıyoruz.

Peki, hiç düşündünüz mü, parayı kazanmak mı zor yoksa harcamak mı? Yazımı okuyan pek çok kişinin, “Sen ne diyorsun? Tabiî ki kazanmak zor, paranın harcanması çok kolay.” dediğini duyar gibiyim. Benim bakış açımla soruya cevap vermek gerekirse, ben “Parayı harcamak zor.” derim. Özellikle büyük meblağları harcamak…

İsteyen her insan bir şekilde para kazanır. Eğitimlisi de eğitimsizi de. Önemli olan istemek ve çalışmaktır. Para kolay yoldan da kazanılır, emek vererek de. İş beğenerek, seçerek kazanıldığı gibi zorunluluk halinde her işi yaparak da kazanılır. Ya da uğraşmadan para kazanmak için farklı yollara başvurarak da! Yani isteyen herkes bir biçimde paralanır.

Para hayatımızı sürdürmek, hedeflerimize ulaşmak için kullandığımız bir araçtır. Onu hayatın amacı haline getirmek insanları yanlış yollara sürükleyebilir. O zaman para, huzur yerine huzursuzluk getirir. Amaç şeklinde kazanılan parayı harcamak zor olur, sürekli biriktirme yoluna gidilir. Bu da saplantılı bir yaşam demektir. 

Para aynı zamanda kişinin kendine güvenini artırır. Sorumluluk sahibi olmasını sağlar. Tabi bu durumun ayırdında ise. Parası olan insanın aklı da çalışır. Onu en iyi şekilde kullanmak ve harcamak için. Yeni yatırımlar ve paylaşımlar yapmak için. Kazandığım hep benim olsun demeyen insan için parayı doğru kullanmak ve harcamak kolay değildir. Araştırma ister, bilinç ister, donanım ister. Kısacası kendini daha da geliştirme ister.

Zahmetsiz kolay yollardan kazanılan paraları harcayanlar bilinçli olmaya gerek duymazlar. Öğrendikleri onlara yeter. Zaten çevrelerinde yön verenleri çoktur. Akıllarını çalıştırmaları gerekmez. Bildiklerini tekrar ederler. Ta ki, yolun sonu gelene kadar.   

İşte bu nedenlerden ötürü, “Para harcamak daha zordur.” inancındayım. Zorlanarak da kazansak, kolay da kazansak, para harcamak bilinçli olmayı gerektirir. Har vurup harman savurmayı değil. Devamlılığını sağlamak için harcamayı akıllıca yapmak gerekir. Özellikle emek verilerek kazanılan para, emek verilerek harcamayı gerekli kılar. Bence önemli olan, parayı kazanmaktan çok harcamayı bilmektir. 

Şadan HERGÜNER

Sağlıklı bir yaşam istiyorsanız, aşağıda sizler için derlediğim önerilere kulak verin lütfen. Eğer hastalanmak istemiyorsanız bunları yapmalısınız.

Duygularınızı Anlatın.
Gizlenen, bastırılan duygular gastrit, ülser, bel ve omurilik ağrıları gibi hastalıklara yol açar. Duyguların bastırılması zaman içinde kanser oluşumuna neden olur. Öyleyse, özelimizi, sırlarımızı ve hatalarımızı birileriyle paylaşmalıyız! Sohbet, konuşmak, söz çok güçlü bir tedavi aracı ve mükemmel bir terapidir! 

Karar Verin, Kararsız Olmayın.
Kararsız olan kişi şüphe, endişe ve ıstırap içinde olur. Kararsızlık, sorunların, endişelerin ve çatışmaların birikmesine neden olur. İnsanlık tarihini verilmiş kararlar oluşturur. Karar vermek, vazgeçmeyi ve bazı avantajları kaybetmeyi bilmek ancak daha sonra başkalarını kazanmaktır. Kararsız kişiler sindirim sistemi rahatsızlıklarının, asabi ağrıların ve cilt sorunlarının kurbanı olurlar. 

Olumlu Düşünün, Olumlu Çözümler Bulun.
Olumsuz kişiler çözüm bulamazlar ve sorunları büyütürler. Onlar yakınmayı, dedikoduyu ve karamsarlığı tercih ederler. Karanlıktan şikâyet etmek yerine bir kibrit yakmak her zaman daha iyidir. Arı ufacıktır fakat var olan en tatlı şeylerden birisini üretir. Biz ne düşünüyorsak oyuzdur. Olumsuz düşünce, negatif enerji üretir ki bu sonunda hastalığa dönüşür. 

Olduğunuz Gibi Davranın
Gerçeği gizleyen birisi rol yapar. Her zaman mutlu olduğu izlenimi vermek ister. Mükemmelmiş, rahatmış vb. gibi görünmek ister ancak bu arada tonlarca yük biriktirmektedir. Kilden bir ayak üzerine oturan bronz bir heykel gibi... Sağlık için aldatıcı bir görüntü vererek yaşamaktan daha zararlı bir şey yoktur. Bunlar bol cilalı ve kökleri kısa kişilerdir. Kaderlerinde eczane, hastane ve acı vardır. Maskeli iletişimlerden uzak durun.

Kabul Etmesini Bilin
Kabul etmemek ve özgüven eksikliği bizi kendimize yabancılaştırır. Kendisiyle barışık olmak sağlıklı yaşamın özüdür. Bunu kabul etmeyenler kıskanç, taklitçi, aşırı rekabetçi ve yıkıcı olurlar. Eleştirileri kabullenin. Bu bilgelik, akılcılık ve terapidir. 

Güvenmeyi Öğrenin
Güvenmeyen kişi iletişim kuramaz, açılamaz, bağlanamaz, derin ve sağlıklı ilişkiler kuramaz, gerçek arkadaşlıklar kurmayı başaramaz. Güven yok ise bir ilişki de yoktur. Güvensizlik insanın kendisine ve inanca karşı olan inançsızlığıdır. 

Mutlu Olun
Mizah, Kahkaha, Huzur, Mutluluk… Bunlar sağlığı güçlendirir ve yaşamı uzatır. Mutlu kişi nerede olursa olsun, yaşadığı çevreyi geliştirme yetisine sahiptir. Mutlu yaşamı amaç edinin.

Şadan Hergüner
Sevgili okurlar, sizlerle paylaşacağım yazı bana elektronik postayla geldi. Çok beğendiğim için yayınlamak istedim. Sizlere de ışık tutacağından eminim.
Fransız düşünürü Voltaire (1694–1778), neredeyse bütün hayatı boyunca ya hastaydı ya hastalık hastası. 41 yaşında bir arkadaşına yazdığı mektupta 'gene' hastalandığından   şikâyet etti ve 'Birkaç yıllık ömrüm kaldı' dedi. Voltaire, bu mektubu bitirdikten 43 yıl sonra öldü.
Her Allah'ın günü bir şeyin kanser yaptığı veya kansere iyi geldiğinin açıklandığı bir dünyada yaşıyoruz. Sıska, sıkı ve sağlıklı yaşamak neredeyse din haline geldi.
Voltaire, kolesterol, trigliserit, AIDS ve kuş gribinin bilinmediği çağların adamıdır. Bir şeyleri doğru yapmış olmalıydı ki, insanların genellikle kırkına gelmeden öldüğü on sekizinci yüzyılda, 84 yaşına kadar yaşadı ve bir daha kalkmamak üzere yatağa düşünceye kadar aktif bir hayat sürdü.
Voltaire'in uzun ömrünün sırrı NE olabilir?
Uzun yıllar düşünür için sekreter ve uşak karışımı bir şey olan Sebastien Longcahmps, Voltaire'in hep “İnsanın sağlığı tamamen kendi ellerindedir” dediğini yazdı. “Bunun, üç temel ayağı var derdi: Ayıklık, her şeyde ölçülü olmak ve hafif egzersiz yapmak. Kaza dışında, insanın başına gelen bütün hastalıklarda bizi sağlıklı halimize iade etmeye uğraşan doğaya yardımcı olmak yeter. İnsan aşağı yukarı her zaman diyetinde sıkı olmalı, uygun ve sürekli sıvı almalı ve hep basit şeyler yemelidir.” “ Yanında bulunduğum süre içinde onu hep bunları yapar gördüm.”
Uzun ömrün sırrı
Bunlar büyük bir sır değil aslında. Her şeyde ölçülü olmak aklı başında her insanın uyguladığı bir prensiptir. Bence Voltaire'in uzun ömrünün sırrı vücudunda değil kişiliğindedir. Voltaire uzun yaşadı, çünkü mutluydu. Öğrenmeye meraklıydı ve müthiş zengin olmasına rağmen, bir dakikasını boşa harcamadı. Ölmeye vakti yoktu.
Binlerce mektup, yüzlerce sahne oyunu, kitap, makale yazdı. Saray yavrusu evinde her zaman misafir vardı. “Ben Avrupa'nın hancı başısıyım” dedirtecek kadar. Adaletsizliğe hiç tahammülü yoktu. İlkel Fransız yargısının hışmına uğramış insanları kurtarmak için tek başına, tarihe geçmiş kampanyalar yürüttü. İnsanların hakları olmayan bir dönemde insan hakları için mücadele etti.
Kiliseyle ve bağnaz rahiplerle yaşam boyu dalga geçti. Ölüm döşeğinde papazlar onu pişmanlık getirmeye, şeytanı lanetlemeye davet ettiklerinde, “Şimdi yeni bir düşman kazanmanın zamanı değil” dedi.
Bence, Voltaire'in en büyük özelliği yaşamdan zevk almasıydı. “O kadar mutluyum ki utanıyorum” diye itiraf etti bir arkadaşına. “Ben neredeysem dünya cenneti oradadır,” dedi. Son bir şey daha var, onu unutmayayım:
Hiç evlenmedi!
VOLTAIRE KİMDİR

François Marie Arouet
(21 Kasım 1694 - 30 Mayıs 1778), Fransız yazar ve filozof. Daha çok mahlası Voltaire olarak tanınmıştır.Fransız devrimi ve Aydınlanma hareketine büyük katkısı olmuştur.
Din ve ifade özgürlüklerinin yanı sıra, insan hakları konusundaki düşünceleri ve felsefi yazınları ile ünlenmiştir. Eserlerinde Kilise dogmaları ve döneminin Fransız müesseselerini yoğun olarak hicvetmiştir. Zamanın en etkili isimlerinden biri olarak tanınır.

TACİZCİLERİMİZ

Taciz, hepimizin başına bir biçimde gelmiştir. Nedir anlamı? En öz açıklamasıyla bezdirmektir. Bir kişinin diğerinin haklarını hiçe sayarak rahatsız etmesidir. Tacizin, yapıldığı şekle ve konuma göre çeşitleri vardır. Cinsel, sosyal, sözel, psikolojik, ekonomik, fiziksel gibi… Şimdi tek tek bunları açıklamayacağım çünkü hepimiz ne olduklarını biliyoruz. Hepsiyle ya da bazılarıyla yaşam boyu birkaç kez karşılaşıyoruz. Yani tacizcilerimiz her daim iş başında.

Kadınlar bu konuda baştan kaybediyorlar. Tacizden nasiplerini, erkeklere oranla daha bol alıyorlar. Üstelik her çeşidiyle! En basitinden cinsel tacizi fiziksel olarak görmese de sözel olarak, iş yeri dâhil her yerde görüyorlar.

Aile içinde anne ve babamız en azından kıyaslar yaparak bize psikolojik taciz uygulayabiliyor. “Bak kardeşin ne akıllı, sen niye böylesin evladım. Manyak mısın?” diyebiliyorlar. Ya da evlenince eşlerden biri diğerinin sosyal hayatını kısıtlayıp, baskılar yapıp farklı bir taciz uyguluyor.

İş hayatında üstlerden gelen yıldırma, bezdirme politikasına bağlı tacizler çokça görülüyor. Kadın erkek fark etmiyor. Ne de olsa yöneticin, patronun sana her lafı, dilediğince söyleyebiliyor. Sen de yutuyorsun, çünkü o işte çalışmaya mecbursun. Ta ki, canına tak edinceye kadar. Ama sineye çekip susan da çok.

Arkadaşlar da taciz edebiliyor. Sözel tacizi en çok bunlardan görüyoruz. Kıskanırsa, aşağılayan sözler söyleyebiliyor, alay ediyor. Sürekli moral bozabiliyor. Hele bencil iş arkadaşları… Kuyu kazıyorlar, daha ne olsun.

Televizyondaki reklâmların uzunluğu, ürün yerleştirmeleri, bitmek tükenmek bilmez program tanıtımları, az sonraları, şimdileri; bunlar da görsel taciz. Bu çeşit tacizi ben uydurdum şu an. Sanırım cuk oturdu.   

Ve benim son yıllarda en çok rahatsız olduğum tacizci. Cep telefonum. Daha doğrusu telefon numaramı alıp kullanan, beni iyice bezdiren tacizciler. Onlara mı söyleneyim, telefon numaramı veren gsm operatörüne mi, numaramı bir biçimde alıp onunla bununla paylaşan kurumlara mı? Numaranız gizli kalacaktır diyen ama sır tutamayan (numaraları para karşılığı satan) kuruluşlara mı? Ama bundan sonra yok kardeşim. Kimselere cep telefonu numarası vermek yok. İsteyene yüzümü karartacağım, yeter artık. Bankası arar, internet sağlayıcısı arar, ürün pazarlayanı, hediye kazandınız diyen dolandırıcısı mesaj yollar. Güncelleme yapmaktan aciz kurumlar sanki hala o şehirdeymişim gibi mesaj gönderir. Hangi birisini yazayım. Kısacası bıktım artık. Hele bankaların aramalarından ve mesajlarından iyice bıktım. İletişimimi kolaylaştıran bir alet olmasa kullanmayacağım Vallahi. Üstelik yaydığı radyasyonu da ayrı dert.   

Hani bu rahatsız edici mesajlar önlenecekti? Kanunla falan yapılacaktı bu iş, ne oldu? Bileniniz varsa bana haber verin bir zahmet. Ama mesajı, e-posta adresime rica edeceğim, cep telefonuma değil. Tacizcilerimizin yakamızdan düşeceği günleri özlemle daha ne kadar bekleyeceğiz bilmiyorum ama benim gibi bıkanları tepki vermeye davet ediyorum. Seveniniz çok tacizciniz az olsun.  Sevgiyle kalın.

Şadan HERGÜNER  

BAŞKALARINA BAĞIMLI YAŞAMAK

Başkalarına ya da bir şeylere bağımlı yaşamak, insanın kendisine yapacağı en büyük kötülüktür. Başkalarına ve onların yargılarına bağımlı olmaktan kötüsü yoktur. Günümüzde insanlar birilerine bağımlı olmanın yanında bazı alışkanlıklara, maddelere de bağımlı olarak yaşıyorlar. Bu durum sağlıklı olmamızı, kendimizi gerçekten huzurlu ve dengeli hissetmemizi engelliyor. Kısacası her anlamda bağımlılık, insan için ciddi bir hastalıktır.  

Başka birilerinin değerlerine, yargılarına, isteklerine ve yardımlarına bağımlı olursak, “biz” olamayız. Kendimize, yeteneklerimize güven duyamayız. Her zaman başkalarının daha iyi fikirleri olduğuna inanır, kendimizi küçük görürüz. Bağımlı olduğumuz insanların bizi korumasını hatta yönetmesini isteriz. Yalnız kaldığımızda korkak ve rahatsız oluruz.
Ayrılık acılarına katlanamayız. İlişkide olduğumuz insanı kaybetmek, acı çekmek yerine onunla bağımızı sürdürmek için her koşula, güçlüğe razı oluruz. Daha farklı acılar yaşarız. Bize kötü tavırlar sergilese de sineye çekeriz. İş hayatımızda başarılı olamayız. Sorumluluk almaktan kaçar, yaratıcı fikirler üretmekten çekiniriz.

Peki, tüm bunlar nelere neden olurlar? Kendi varlığımızdan vazgeçmeye, bağımsızlığımızın olmamasına. Birilerinin bizi hep gütmesine, üzerimizde hâkimiyet kurmasına yol açarlar. Oysa korkunun ecele faydası yoktur. Yaşadığımız hayatta bir farklılık gösteremeyeceksek, biz olamayacaksak, istediklerimize ulaşamayacaksak yaşamanın ne hayrını göreceğiz ki? Bağımlı olduğumuz insanların ya da maddelerin elinde oyuncak olmak için mi yaşıyoruz?

Bağımlı olduğumuz insanlar, maddeler bize bir şeyler verirler belki ama çok şeyi de alıp götürürler. Kişiliğimizi, bireyselliğimizi, özgürlüğümüzü, ruh ve fiziksel sağlığımızı alırlar elimizden. Biz biz olmaktan çıkar, güdümlü, korkak, basiretsiz varlıklar oluruz. Hayat bu şekilde yaşanarak harcanacak kadar değersiz değildir. Bize bahşedilen bu yaşam; üreterek, keyif alarak, kendimize ve başkalarına güzel değerler katarak yaşanmalıdır. Yaratıcımızın verdiği aklı ve iradeyi en iyi şekilde kullanarak yaşanırsa hayat anlam kazanır.    

Bağımlılıklarımızdan kurtulmalı, kendimiz olmalıyız. İçimize özümüze uygun yaşamalıyız. Değerli olan biziz. Biz mutlu, huzurlu ve sağlıklı olursak çevremize de bunları yansıtabiliriz. Birilerinin güdümünde yaşamayı değil, kendimiz için yaşamayı seçmeliyiz.

Şadan HERGÜNER

Bir kadın, ilişkide olduğu erkeğin niyetini kolaylıkla anlayabilir aslında. Ama bazen kendini kandırma yoluna gidip, ciddiyetsizliği görmezden geldiği de olur. Ya da “Bir süre sonra nasılsa beni ciddi olarak düşünecektir,” yanılgısına kapılabilir. Yani erkeği değiştireceğini düşünür. Bu düşünce biçimi en hatalı olanıdır. Çünkü bir insanı değiştirmek mümkün değildir, kişi isterse ancak kendi kendini değiştirebilir.  

Peki, ilişkisinde ciddi niyet taşıyan erkek nasıl anlaşılır?

Bu erkek kimliğini bulmuş, iş sahibi olmuş, parasını kazanan erkektir. Aklı başında hiçbir erkek, iş kariyerinde bir noktaya gelmeden, emeğinin karşılığını kazanmadan ciddi bir ilişki düşünmez. Çünkü erkekler, çocuklukları itibariyle “Büyüyünce aileni sen geçindireceksin, iş güç sahibi olup çalışacak, para kazanıp ailene bakacaksın,” diye yetiştirilirler.

Karşısındaki kadını sahiplenir. Birlikte katıldıkları sosyal ortamlarda, “Bir arkadaşım” diye tanıtmaz. İsmiyle ve yakınlık derecesiyle tanıştırır. Kendi ailesiyle tanıştırır. O da karşı tarafın ailesiyle tanışır. Başkalarının, yanındaki kadına bakış açısını kontrol etmek amaçlıdır bu sahiplenme. Ciddi niyeti ortaya koymaktır.

İlişkide olduğu kadına saygı duyar ve onu her ortamda korumayı sorumluluk bilir. Kendisi saygı gösterdiği gibi en yakın çevresinden başlayarak, diğer insanların da saygı duymasını ister. Bunun için ne gerekiyorsa yapar. Her tehlikeden, zorluktan, acıdan kadınını korumak, onun için çok önemlidir.

Sevdiği ve evlenmeyi düşündüğü kadının hayatını kolaylaştırmak ister. Belki büyük jestler, sürprizler yapmayı beceremez ama onun rahatı, konforu için elinden geleni yapmayı bir görev sayar. Kısacası kadınına karşı tam bir sorumluluk bilinciyle hareket eder.

Ciddi niyet taşıyan erkek kadına karşı düşünceli, anlayışlı olur. Ona gelip geçici bir heves olarak bakmaz. Bunu hareketleriyle kadına hissettirir.

Kadının onu gerçekten sevdiğinden, bağlı ve sadık kalacağından emin olmak ister. O nedenle gözü hep açıktır. Hiç çaktırmadan bazı denemeler yapacaktır. Çünkü erkekler eşleri tarafından takdir edilmek, sevilmek isterler. Her anlamda sadakat beklerler. Varlıkta yoklukta, hastalıkta sağlıkta sadakat isterler.   

Yaşadığı ilişkide kadına ciddi olarak yaklaşan erkeğin en önemli tavırları bunlardır. Diğerleri detaylardır. Bu yaklaşımlarda bulunmayan erkek, ilişkisinde ciddi niyet taşımamaktadır.

Şadan HERGÜNER

 
Gezergen Tasarım by Gezergen Blog