Translate

BAŞIMIZIN TACI ERKEKLER

Erkekler, hayatımızın olmazsa olmaz varlıkları. Her kadının hayatında bir erkek mutlaka var. Hiç kocası veya sevgilisi olmayan kadınların bile hayatı bir erkeğe bağlı. Babasına bağlı. Çünkü “O” olmadan dünyaya gelemez. Aynı şeyler erkekler için de geçerli. Annesi olmadan yaşama merhaba demesi mümkün değil. Yani, çocuğun imalatı için, bir kadın ve erkek gerekli. Fakat erkek kısmı, bu işte de çok şanslı. Bir erkek arkadaşımın söylediği gibi, çocuk sahibi olurken hiç zorlanmıyorlar. O diyor ki; ”Kola makinesine parayı atıyoruz ve ürüne kavuşuyoruz.” Ama pardon şimdi onun dediği gibi kısa sürmüyor işlem. Parayı büyük bir keyifle atıyorlar ama 9 ay 10 gün beklemek zorunda kalıyorlar. Eee, bu da onları biraz kasıyor. Nasıl kasılmasınlar? Eşi hamile, aşermeler falan. Biraz iş başa düşüyor. Bir de hamilelik ilerleyince eşinin şekli şemali bozuluyor, karısı güçten kuvvetten düşüyor (bu arada onlar, pür namus kuzu kuzu oturuyorlar, yaramazlık asla yok), istedikleri performansı alamıyorlar, yani zor iş. Nasıl kasılmasınlar? Haklılar valla. Sen hem makineye para at, hem de ürüne sahip olmak için 9 ay bekle. Bu sürede de olmayacak işlerle uğraş, kapris falan çek. Olmuyor tabii!

Neyse, hadi bir şekilde geçti diyelim bu süre ve beklenen ürüne kavuşuldu. İşte durum bundan sonra daha vahim. Çok güzel bir can gelmiş dünyaya, şeker mi şeker. Mutluluk son noktada… Birkaç gün öpüp okşayıp sevmeler, çocuğum oldu diye övünmeler, ama o ne? Bebek gece gündüz ağlıyor, uyumak ne mümkün? Huzur kalmadı. Koş bez al. Koş mama al. Bir dolu iş… Peki, bu durumda bir kısım erkek ne yapar biliyor musunuz? “Aman canım, baksın anası. Ben de sürerim sefasını” der. Hepsi demiyorum ama yarı yarıya böyledir. Fakat bu kısım erkekler laf ebeliğine gelince, aslan kesilirler.” Kadının görevi bu, Allah ona bu görevi vermiş, çocuğu taşıyacak, doğuracak sonra da bakacak. Biz sadece makineye parayı basarız, vakti gelince de malımızı alırız, sefasını süreriz” derler.

Zaman geçer, çocuk hızla büyür. Belki bir bebek daha gelir. Ama hayat şartları zor! Sorunlar başlar. Belki çiftler arasında bazı problemler doğar. Kavgalar, tartışmalar derken evlilik tadını tuzunu yitirir ve boşanma vakti geliverir. Yine bir kısım erkek, “Aman boşarım eskisi, alırım yenisini ya da hiç bulaşmam o hatun senin bu hatun benim, bakarım keyfime” der. Ama çocuk veya çocuklar ne olacak? Olacağı belli. Yaşı küçük veya büyük, annesinde kalacak tabii. Annesi oturup bakacak çocuklarına, baba da bekâr bir erkek olarak istediği gibi yaşayacak. Bu durumda çocuğuna sahip çıkmayacak kadın sayısı çok azdır. Anne mecbur değilse, çok bencil değilse, bırakmak istemez ki çocuğunu başkalarının eline. Ona bahşedilen annelik içgüdüsüyle, sahiplenme, koruma, büyütme istekleriyle çocuğuna sarılır. Yeri gelir kadınlığını bile unutur. İşte bu yüzden çocuğu taşımak, doğurmak yetisi kadına verilmiştir bence. Kadın cefakârdır, dayanıklıdır, duyarlıdır. Arada çıkan istisnalar ise kaideyi bozmaz. Kadın hem çalışır, hem çocuğuna bakar hem de toplumun ona dayattığı tüm baskılara göğüs gerer. Ama erkeklerin büyük bir bölümü bunları yapamaz. Yapabilen istisna erkekler de genel kaideyi bozamaz. Erkeklerin çoğu özgürlük arar, sıkıntıya, baskıya asla gelemez. Rahatlarına düşkündürler. Ayak bağı istemezler. Evet, çok sabırlı, özverili, dayanıklı erkekler vardır. Ama sayıları azdır.

Her zaman yazıyorum, kadın ve erkek farklı yaratılmıştır. Bana göre, birbirlerini bütünlemek için farklı yaratılmışlardır. Yeter ki size uygun parçayı bulabilin. Akıllı seçim yapmayı bilin. Görmek istediğinizi değil, görmeniz gerekeni görebilmek için bakmayı öğrenin. Yoksa hanımlar, bir kısım erkek manzaraları sizi üzmeye devam edecektir.

Tüm erkekler böyledir demiyorum. Valla, beni bunları yazmak zorunda bırakanlar utansın. Yazılarımı okumaya devam eden erkek okurlarımın, kızsalar bile bana hak vereceklerinden eminim. Çünkü ben doğruları yazıyorum.
Sevgiyle kalın.

Şadan Hergüner

Eğitimlerim

Sevgili Okurlarım,

Profesyonel sunucu, radyo – televizyon programcısı, seslendirme sanatçısı, yazar ve eğitmen olarak verdiğim hizmetler içinde yer alan Diksiyon, Sunuculuk, Beden Dili, Telefonda Etkili Konuşma ve Etkili İletişim eğitimlerimi Bursa- Semra Kozanlı Başarı ve Kişisel Gelişim Merkezi’nde gruplara da vermeye başlamış bulunmaktayım.

Özel olarak verdiğim eğitimleri daha geniş gruplara ulaştırmak için başladığım bu çalışmaya arzu eden herkesi bekliyorum. Eğitimlerim Cumartesi ve Pazar günleri gerçekleşmektedir.

Diksiyon Eğitimi                 16 saat
Sunuculuk Eğitimi               20 saat (Diksiyon + Sunuculuk)
Beden Dili Eğitimi                 4 saat
Telefonda Konuşma Eğitimi  5 saat
Etkili İletişim                         4 saat

( Birebir özel olarak da verdiğim tüm eğitimler için sitemde Eğitimlerim sayfasını ziyaret edebilirsiniz.)

Sağlıklı ve etkili iletişimin temeli olan güzel ve doğru konuşma (diksiyon) eğitimi, iletişimin ilk şekli olan beden dili eğitimi herkesin alması gereken eğitimlerdir. Aile, sosyal hayat ve iş yaşamında doğru iletişim kurmak için, kendimizi ifade edebilmek için iyi konuşmalı, söylediğimizle doğru orantılı olarak beden dilimizi kullanmayı bilmeliyiz. 

Çağrı Merkezlerinde çalışan personelin ise, satış ve tanıtım yapabilmesini kolaylaştıracak bir eğitim olan Telefonda Etkili Konuşma eğitimine ihtiyacı vardır. Sekreter ve idari asistan olarak çalışan personelin de bu eğitimi alması önceliklidir.

Kendimize yatırım yapmadan başarılı olmayı beklemek doğru değildir. Unutmayın kişisel gelişim ömrümüzün sonuna kadar devam eden bir süreçtir. Eksiklerini fark etmek ise gelişimin ilk adımıdır.

Eğitimlerim hakkında detaylı bilgi almak için benimle iletişime geçebilirsiniz.


Şadan Hergüner

Şadan Hergüner'in Kişisel Sitesi

Sevgili okurlarım, kişisel web sitemi de ziyaret edebilirsiniz.

http://www.sadanherguner.com/
Yazımın başlığı size uzak mı, yakın mı geliyor? Ya da ne çağrıştırıyor? Bunu bilmiyorum ama inanın söylediğim kocaman bir gerçektir.

Kişisel gelişim kitaplarını ilk okumaya başladığım zamandan bu güne, uzun bir süre geçmiştir. En az 15 yıl olmuştur % Yüz Düşünce Gücü adlı kitabı okuyalı. Ardından diğerleri geldi. Kişisel gelişim, hayatımın önemli bir bölümünü oluşturur. Bunun doğumdan ölüme kadar devam etmesi gerektiğine inanırım.

Düşünce gücünü kullanmanın yollarını öğreten kitaplarda, öncelikle anlatılan bir konuyu kısaca vurgulamak istiyorum. “Çok uçlarda olmamak üzere istediğiniz her şeye düşünce gücünüzü kullanarak sahip olabilirsiniz. Önce istediğiniz şeyin gerçekleşeceğine inanacaksınız, bunun olması için adanmış bir karar verip bu kararı gerçekleştirmeye iman edeceksiniz. Sonra, istediğiniz her neyse onu, gerçekleşmiş gibi hayal edeceksiniz. Bu hayali zihninize yerleştirip, yaşatacaksınız ve size bir an önce gelmesi için onu çağıracaksınız. Tabi bu arada aklınızı da kullanıp isteğinizin gerçekleşmesi için elinizden ne geliyorsa yapacaksınız. Ve sonunda isteğinize kavuşacaksınız.”

Ben size kısaca anlattığım bu yöntemi, yıllardır hayatıma sokmuş durumdayım. Zaten hayal gücü geniş bir insanım. İstediğim şeyi gerçekleşmiş gibi hayal etmek benim için çok kolay. İnanın bu yöntemle pek çok dileğim gerçek oldu. Size de tavsiye ederim.

Şimdi siz soruyorsunuzdur, “hangi isteklerin gerçek oldu?” diye. Hemen birkaç tanesinden söz edeyim. Yapmak istediğim işlere sahip olmak buna örnektir. İstediğim yaşam tarzına sahip olmak, istediğim nitelikteki dostlara ve istediğim güce sahip olmak hemen sıralayacaklarım arasındadır. Fakat bir kez daha belirtmem gerekir ki, isteklerinizin ulaşılmayacak nitelikler taşımaması gerekir. Bir de kişisel gelişim kitaplarında verilen uygulamaları kesinlikle hayatınıza yerleştirmeniz gerekir. Bıkmadan usanmadan uygulamalı, çalışmalarınıza devam etmelisiniz. Asla umudunuzu yitirmemeli, olumsuz düşüncelere kapılmamalısınız. Hayata sürekli olumlu yönden bakmayı ve olumlu düşünmeyi öğrenmelisiniz. Gerisi çorap söküğü gibi gelir.

İnanmak bir işi yapmanın yarısıdır denir. Bu çok doğrudur. O halde şimdi bunu denemeye başlayın. Yeni yılda yeni kararlar alıp, kendinizi bu kararları gerçekleştirmeye adayın. Daha kaliteli, huzurlu ve mutlu bir hayat sürmek elimizde… Yapmamız gereken ise karar vermek, eyleme geçmek ve çalışmak. Gerisi gelecektir. Yeter ki isteyin.

Hepinize mutlu yıllar diliyorum. 2011 yılı bereketiyle ve güzellikleriyle gelsin.
Sevgiyle kalın.

Şadan HERGÜNER

MERAKLA BEKLEMEK

İnsanın meraklı bir bekleyiş içinde olması zordur. Eliniz ayağınıza dolanır sanki. Duygular altüst olur. Biri gelir, biri gider. Sıkıştırır, daraltır sizi. Hele de beklediğiniz şey sizin için çok önemliyse iyice karışırsınız. An gelir kör düğüm olduğunuzu hissedersiniz. Kendinize, “Nasıl çözüleceğim?” dersiniz. Kısacası zordur merakla beklemek.

Bir şeyi beklemek zaten başlı başına sabır işidir. Eğer siz sabırsız biriyseniz, bu süreç yüzünden gerilebilirsiniz. Sinirleriniz bozulur, uykularınız kaçar, yerinizde duramaz hale gelirsiniz, bir şeyler içinizi yiyip durur. “Hadi kendimi biraz sakinleştireyim, en azından düşünmemeye çalışayım” dersiniz ama o öyle bir şeydir ki kolay kolay bırakmaz sizi. Çıkar gider bir süre aklınızdan, siz günlük hayattaki diğer işlerinize odaklanınca. Ama ufak bir mola anı bulmaya görsün, hemen bitiverir düşüncelerinizde. Başlar içinizi ve beyninizi kemirmeye. Ah dersiniz “Bir olsa bu iş, bir bitse şu bekleyiş de rahatlasam.”

An gelir beklediğiniz şeyin olumlu ya da olumsuz sonuçlanacağı konusu bile önemini yitirir sizin için. Bekleme süresinin bitmesi daha bir önem kazanır. Çünkü artık merak içinde kalmaktan, bugün veya yarın sonuçlanır bu iş demekten bıkmışsınızdır. Sadece o sürecin sona ermesini istersiniz.

İşte tam bu sırada yüreğinizdeki umut kendini hissettirir. “Hele bir dur, sabret, bekleyeceksin tabi. Beklediğin şey, bir de istediğin gibi çıkarsa ne kadar mutlu olacaksın” der. İçinizdeki coşku yeniden artıverir bu düşünceyle. Bir anda mutluluk kaplar tüm bedeninizi. Rahatlarsınız bir süreliğine. Ta ki, yeni bir atak gelene kadar.

Görüyorsunuz değil mi duygular nasıl da iç içe yaşanıyor? Nasıl hayatı dengeliyor? Bu yüzden değil midir ki, insan yaratılmış en mükemmel varlıktır. Hayata tutunması, ayakta kalması, güçlüklere göğüs germesi için bütün duygular ona verilmiştir.

Ben şu sıralar böyle bir bekleyişin içindeyim. Bir daralıyorum, bir kararıyorum, bir umutlanıyorum. Ama elim mahkûm bekliyorum. “Bunca zamandır bekledim, biraz daha sabredeyim” diyorum. Üstelik beklediğim konu hakkında fazla bilgi sahibi de değilim. Benim için ne kadar doğru olacak, iyi mi yoksa kötü mü olacak, bilmiyorum ve çok merak ediyorum. Ama bildiğim tek şey var, sabredip beklersem, en azından sabrımın sonucunu alacağım. Bu da beni mutlu ediyor. Çünkü sabır duygum gelişiyor.

Hepinize sonu güzel olacak bekleyişler diliyorum. Ama hayat her zaman bunu sunmaz bize. Bu gerçeği de unutmamanızı istiyorum.
Sevgiyle kalın.

Şadan GERGÜNER
Son yıllarda “Performans Ödevleri”, velilerin önemli bir sorunu haline geldi. Yıllar sonra yeniden ders çalışmaya ve ödev yapmaya başladılar. Üstelik bu ödevler onların okul yıllarında yaptıkları ödevlerden farklı. Epey bir araç, gereç, zaman, araştırma, yaratıcılık ve malzeme gerektiriyor. Kısacası işleri zor!

Anne ve babalar işten eve geldikten, yemek hazırlayıp yeme işini bitirdikten sonra başlıyorlar harıl harıl ders çalışmaya. Eee, kolay değil internetten araştırma yapılacak, önceden kırtasiye ve marketlerden alınan malzemeler hazırlanacak, ardından istenilen ödev bir sunum haline getirilecek. Ve bu sunum, çocuğa iyice öğretilecek ki çocuk yarın derste bunu öğretmenine ve arkadaşlarına anlatabilsin.
Değişen öğretim – eğitim sistemimize göre öğrenciler gördükleri bazı dersleri uygulamalı olarak öğreniyorlar. Artık ders kitaplarındaki bilgiler daha yalın. Çünkü performans ödevleriyle uygulamalı sunumlar hazırlayarak dersi yaşayarak öğreniyorlar. Araştırma yapmak için internet kullanmaları da gerekiyor. Sanki Türkiye’nin her yöresindeki, her evde internet varmış ya da her okulda yeterince bilgisayar varmış gibi. Ama internet cafeler var değil mi? Çocuklar oralara gidebilirler. Peki, nasıl gidebilirler? Veliler çocuklarını buralara yalnız göndermek istemiyor. Çünkü yaşanan pek çok saçma ve kötü olay var. Yani veli de çocuğuyla birlikte gitmek zorunda kalıyor.

Çocuklar araştırma işini hallettiler diyelim. Şimdi bunu istenilen ödev haline getirme işi başlıyor. Ama ne yazık ki bu iş, çocukları aşıyor. Bir eşya oluşturmak, maket hazırlamak, reklam prodüksiyonu yapmak, bir seminerin protokol düzenini ayarlamak, resimler ve objelerle bir konuyu anlatmak 9 – 10 yaşlarındaki çocuklar için çok kolay iş değil. Yapamıyorlar. Böyle olunca onların yerine veliler yapıyor ödevleri. Genelde bu işi anneler üstleniyor. Yani çalışan kadının işi bir o kadar daha artıyor. Çok yakın bir arkadaşım ki; kendisi çalışıyor, her görüşmemizde bana “Akşam yine çok dersim vardı, yoruldum.” diyor. İşin en kötü yanı ise bu durumu tüm öğretmenler ve okul yöneticileri de biliyor. Ne acı bir tablodur bu!

Öğretmen ve okul yöneticisi olan bir başka arkadaşım da bu sistemin yanlış olduğunu söylüyor. Yurt dışında denenip, başarısız olmuş bir sistem getirilip bizde uygulanıyor. İnsan şöyle düşünmekten kendini alamıyor, acaba amaç hiçbir şey bilmeyen, laylaylom çocuklar yetiştirmek mi, ne dersiniz? Notları öğrenciler değil, veliler aldığına göre durum bunu gösteriyor. Bize de, acınacak halimize gülmek düşüyor.
Sevgiyle kalın.

Şadan HERGÜNER
 
Gezergen Tasarım by Gezergen Blog