Şu anda hayatın neresindesiniz? En kolay yerinde mi, en zor yerinde misiniz? Sizi bilemiyorum ama ben yine zor bir noktadayım. Eskiden olsa üzülürdüm. “Hep beni buluyor bu terslikler, ne zaman her şey yolunda gidecek, bıktım artık” derdim. Ama zaman ve yaşam deneyimi öyle bir şey ki insanı farkında olmadan eğitiyor. Bir bakıyorsun, yaşama bakış açın değişmiş. İşte ben şimdi bu noktadayım. Hayatın beni eğittiğinin farkındayım. O yüzden şu aralar yaşayacağım güçlüklerden korkmuyorum.
Yaşadığım çok zor süreçlerin ardından yaklaşık bir yıldır hayatımda her şey yolunda gidiyordu. Sorunlar yok denecek kadar azdı. Kafam rahattı. Çektiğim sıkıntıların bir kısmını iyice unutmuştum. Bu arada unuttuğum bir şey daha vardı. Hayatın aynı çizgide gitmediği. Gerçi bilmediğim bir durum değildi. Sadece zor günlerin ardından rahatlamış olmak iyi gelmiş, bu gerçeği bana unutturmuştu.
Her nedense hayatımdaki güç zamanlar, rahat zamanlarımdan fazla oldu. Galiba benim yaşam sınavlarım biraz zor. Ben hayatın birçok sınavla dolu olduğuna inananlardanım. Kimi hayatlar kolay kimi hayatlar zor sınavlarla doludur. Ve şuna inanırım. Güç sınavlarla baş edip, üstesinden gelenlerin ruhu daha iyi olgunlaşır. Ben bu gruba girenlerdenim. Üst üste yaşadığım güçlükler beni erken olgunlaştırdı. Şu anda bulunduğum noktada, yaşama bambaşka bir gözle bakıyorum. Biliyorum ki sürekli mutlu olmak ya da sürekli mutsuz olmak mümkün değil.
Hayatın tek düze olduğunu düşünsenize… Keyifli olur muydu dersiniz? Asla olmazdı. Sürekli mutlu yaşadığınızı düşünün. Bir süre sonra sıkılmaz mıydınız? Değişiklik aramaz mıydınız? Mutsuzluğu bilmeseydik, mutluluğun değerini nasıl anlardık? Veya tam tersini düşünün. Devamlı mutsuz olduğunuzu. O zaman yaşama sıkıca sarılabilir miydiniz? İçinizde, yakında bir şeylerin değişebileceği umudu olmasaydı yaşamaya devam edebilir miydiniz? Edemezdiniz.
Bence hayatı yaşanır ve değerli kılan, iniş ve çıkışlarıdır. İnişi yaşamadan, çıkışın kıymetini bilemeyiz. Uzun süre aynı çizgide devam eden hayat bile sıkıcıdır. İçinde heyecan olamadan, kaybetmenin korkusu, kazanmanın sevinci olmadan yaşanan hayat keyif vermez. Sürekli kazanarak yaşarsanız, kazandığınızın değerini bilemezsiniz. Ancak kazandığınızı kaybettiğinizde onun ne kadar değerli olduğunu öğrenirsiniz.
Mesela, aşık olursunuz, deliler gibi seversiniz, size göre her şey yolunda giderken bir bakarsınız sevdiğiniz elinizden gitmiş. İlişki bitmiş, onu kaybetmişsiniz. Gitme nedeni de zamanında ona gereken değeri vermemiş olmanız, onu tam anlayamamış olmanız. Şimdi farkına varırsınız aslında onun sizin için ne kadar değerli olduğunu ama iş işten geçmiştir. Sevdiğinizi kaybetmişsinizdir. Yani önce kazanmış, sonra kaybetmişsinizdir. Burada önemli olan yaşadığınızdan ders alabilmektir. O dersi almışsanız eğer, ruhunuz bir parça daha olgunlaşacaktır.
Gelelim hayatın parasal boyutuna. İşte orda iş biraz değişiyor. Gerçi akıllıca yapılan seçimler sonucunda para kazanmak mümkün ama bazı insanlar yaşam şartları nedeniyle hep darlık içinde olurlar. Bazıları da önceden oluşan şartlar gereği hep bolluk içinde olurlar. Bu konuda hayat insanlara farklı davranır. Ama elinizde olan tüm paranızı kaybetme ya da paranız yokken, paraya kavuşma olasılığı hep vardır. Bu da hayatı tek düze olmaktan kurtarır. Para konusunda da kaybetmenin korkusunu, kazanmanın sevincini her an yaşayabilirsiniz.
Anlatmaya çalıştığım şey, hayatın sürekli değişken olması. Bu durumun hayatı yaşanılır kılması. Onun iniş ve çıkışlarının sürekli yaşanacak olması. O nedenle şu anda bulunduğum zor noktadan çok korkmuyorum. Yine üzülmeye başladım, canım sıkılıyor, hatta sağlığım bile bozuluyor ama ben bunlara o kadar alıştım ki. Sanki hayatımın olmazsa olmazları gibi geliyor bana.
Yazımın başında belirttiğim gibi eskiden olsa hayıflanır, kendi kendime söylenirdim. “Niye benim başıma geliyor bunlar, hep mi kendini bilmezler beni bulur, canımı yakar?” diye.
“İyilik yaptığım insanlardan kötülük görmek benim kaderim mi?” derdim. Oysa şimdi biliyorum ki bunlar benim ruhumu olgunlaştıran sınavlarım. Yoksa nasıl anlayacağım mutlu ve rahat olduğum süreçlerin değerini? Ya da ben rahat ve huzur içindeyken, nasıl tahmin edeceğim zorluklar içinde yaşayan insanların ne durumda olduğunu? Sonra şu gerçeği de öğrendim. İyilik yaptığımız insanlardan kötülük görmemizin doğal olduğunu. İyiliği sindiremeyen insanların, ona bu yardımı yapan kişiyi kıskandığını, onun yanında kendini küçük gördüğünü ve karşılığında kötülük yapabildiğini. Fakat ben iyilik yapmaya devam ediyorum. Çünkü iyiliği insanlar için değil, hayat için yapıyorum. Biliyorum ki yaptığım her iyilik bana hayat tarafından farklı bir ortamda geri döndürülecektir.
Şimdilerde başım darda. Düzenimi hatta hayatımın akışını bir kez daha değiştireceğim belki de. Ama olsun ben nasıl olsa hayata yeniden başlamaya alışığım. Kaç kez sıfırdan başladım. Çalıştım, çabaladım ve yeniden en üstlere çıktım. Hayat bu, bazen çok kolay bazen çok zor. Yine beni biraz hırpalayacak, canımı acıtacak, moralimi bozacak fakat asla umudumu yok etmeyecek. Çünkü hayat içimizden umudumuzu alırsa işte o zaman yaşayamayız.
Hayata teşekkür ediyorum beni eğittiği için. Farkında olmamı sağladığı için. Yaşattığı güzellikler ve zorluklarla beni mutlu ettiği için. Her güçlüğün yanında bir kolaylık verdiği için. Her olumsuz deneyimden, olumlu yanı bulup çıkarmayı öğrettiği için. Yalnız kendim için değil başkaları için de yaşamam gerektiğini anlamamı sağladığı için. Yaşamak da bu değil mi zaten?
Tüm güçlüklerine rağmen yaşamak, nefes almak, hayatı iliklerinizde hissetmek çok güzel şey.
ŞADAN HERGÜNER
2 Yorum
Sevgili Okurlarım, bugün size damla Sakızı ile ilgili bilgiler vermek istiyorum. Doğadan gelen şifa konusunda önemli bir yeri var damla sakızının. Bu konuda internetten yaptığım araştırmaya dayalı olarak aşağıdaki bilgileri derledim. Umarım ihtiyacı olanlar için faydalı olur.
Damla sakızı, oldukça şifalı bir bitki. Pek çok derde deva olan damla sakızı, aynı zamanda tatlılarda ve muhallebilerde kullanılan bir baharat. Damla sakızının faydalarını kısaca sayacak olursak;
*Mide hastalıklarına iyi gelir.
* Kısırlık için etkilidir.
* Bronşları ve nefesi açar, astıma iyi gelir.
* Diş problemlerinin tedavisinde faydalıdır.
* Antiseptik özelliği sayesinde ağız hijyeni sağlar.
* Dişleri korur.
Astım ve Bronşit İçin, Kullanım Şekli
50 gr damla sakızı buzlukta bir süre dondurulur. Dondurulmuş olan damla sakızı, dövüldükten sonra bir kavanoza konur. Damla sakızının üzerine, 4 parmağı aşacak şekilde saf zeytinyağı döküldükten sonra, kapağı kapatılarak, 8 gün bekletilir. 9. gün kullanıma hazır olan damla sakızı ve zeytinyağı karışımı, çocuklara günde bir tatlı kaşığı, büyüklere ise bir yemek kaşığı verilir.
1-Akciğer rahatsızlıkları, Astım, Bronşit vb. rahatsızlıklarda:
A- Şeker hastalığı olanlar: 50 g Doğal Damla sakızı metal havanda ezilir ve
1 İt Sızma zeytinyağına katılır. Bir hafta bekletildikten sonra elde edilen karışım
her sabah iyice karıştırıldıktan sonra, aç karnına bir çorba kaşığı içilir.
B- Şeker hastalığı olmayanlar ve çocuklar: 20 g Doğal Damla Sakızı metal
havanda ezilir ve 850 gr çam veya kestane balına katılır. Bir hafta bekletildikten
sonra elde edilen karışım her sabah iyice karıştırıldıktan sonra aç karnına üç tatlı kaşığı yenilir.
2- Kolesterol, Kalp ve Damar rahatsızlıklarında:
20 g Damla sakızı 200 ml'lik bir su bardağına konulur ve üzerine su ilave edilir. Hazırlanan karışımın yalnız suyu sabah içilir ve içilen su eklenir. Akşam tekrar su içilir ve tamamlanır. Bu işlem bardaktaki damla sakızı eriyinceye kadar devam eder.
3- Gastrit, Ülser, vb. Mide rahatsızlıklarında:
Doğal Damla Sakızlı Macundan her sabah aç karnına bir çorba kaşığı ağızda eriterek kullanıldığında gastrit ve ülser gibi rahatsızlıkların tedavisinde faydalı sonuçlar vermiştir. Ayrıca tok karnına hazmı kolaylaştırıcı ve bağırsak gazlarını giderici olarak da kullanılır.
Macunun Yapılışı
Yarım kilogram bala, toz haline getirilmiş 50 – 100 gr damla sakızı konulup karıştırılır. Yemeklerden önce birer kaşık yenir.
Derleyen
Şadan Hergüner
Damla sakızı, oldukça şifalı bir bitki. Pek çok derde deva olan damla sakızı, aynı zamanda tatlılarda ve muhallebilerde kullanılan bir baharat. Damla sakızının faydalarını kısaca sayacak olursak;
*Mide hastalıklarına iyi gelir.
* Kısırlık için etkilidir.
* Bronşları ve nefesi açar, astıma iyi gelir.
* Diş problemlerinin tedavisinde faydalıdır.
* Antiseptik özelliği sayesinde ağız hijyeni sağlar.
* Dişleri korur.
Astım ve Bronşit İçin, Kullanım Şekli
50 gr damla sakızı buzlukta bir süre dondurulur. Dondurulmuş olan damla sakızı, dövüldükten sonra bir kavanoza konur. Damla sakızının üzerine, 4 parmağı aşacak şekilde saf zeytinyağı döküldükten sonra, kapağı kapatılarak, 8 gün bekletilir. 9. gün kullanıma hazır olan damla sakızı ve zeytinyağı karışımı, çocuklara günde bir tatlı kaşığı, büyüklere ise bir yemek kaşığı verilir.
1-Akciğer rahatsızlıkları, Astım, Bronşit vb. rahatsızlıklarda:
A- Şeker hastalığı olanlar: 50 g Doğal Damla sakızı metal havanda ezilir ve
1 İt Sızma zeytinyağına katılır. Bir hafta bekletildikten sonra elde edilen karışım
her sabah iyice karıştırıldıktan sonra, aç karnına bir çorba kaşığı içilir.
B- Şeker hastalığı olmayanlar ve çocuklar: 20 g Doğal Damla Sakızı metal
havanda ezilir ve 850 gr çam veya kestane balına katılır. Bir hafta bekletildikten
sonra elde edilen karışım her sabah iyice karıştırıldıktan sonra aç karnına üç tatlı kaşığı yenilir.
2- Kolesterol, Kalp ve Damar rahatsızlıklarında:
20 g Damla sakızı 200 ml'lik bir su bardağına konulur ve üzerine su ilave edilir. Hazırlanan karışımın yalnız suyu sabah içilir ve içilen su eklenir. Akşam tekrar su içilir ve tamamlanır. Bu işlem bardaktaki damla sakızı eriyinceye kadar devam eder.
3- Gastrit, Ülser, vb. Mide rahatsızlıklarında:
Doğal Damla Sakızlı Macundan her sabah aç karnına bir çorba kaşığı ağızda eriterek kullanıldığında gastrit ve ülser gibi rahatsızlıkların tedavisinde faydalı sonuçlar vermiştir. Ayrıca tok karnına hazmı kolaylaştırıcı ve bağırsak gazlarını giderici olarak da kullanılır.
Macunun Yapılışı
Yarım kilogram bala, toz haline getirilmiş 50 – 100 gr damla sakızı konulup karıştırılır. Yemeklerden önce birer kaşık yenir.
Derleyen
Şadan Hergüner
Hayat denen şu süreç o kadar garip ki. Karşınıza ne zaman neyin çıkacağı hiç belli olmuyor. Gerçi ben yaşamda hiçbir şeyin tesadüf olmadığına inanırım ama öyle şeyler yaşıyoruz ki, karşılaştığımız olaya “tesadüf” demek zorunda kalıyoruz.
“Neye niyet, neye kısmet” diye bir söz vardır bizim dilimizde. Ne doğru anlamı vardır bu sözün.
Bu tarz olaylar mutlaka sizin de başınıza gelmiştir. Ben çok yaşadım. Örneğin, ilk kez karşılaştığımızda çok sinirlenip, nerdeyse kafasını kırmak istediğim bir insanla sonradan yakın dost olmuşumdur. Ayrıca, radyo programımda yarışma yaparken katılan kişinin işsiz olduğunu ve çalışmak istediğini söylemesi üzerine, büyük bir lokanta zincirinin sahibi dinleyip beni aramış ve o kişiye iş verebileceğini söylemiştir. Bunun gibi pek çok şey yaşamışımdır. Şimdi bunlara tesadüf demek ne kadar doğrudur? Bence bunlar nedenli rastlantılardır. İlahi gücün gerçekleştireceği olaylar bize vesile edilmiştir. Zaten olacak şeylerdir ama bizi de içine almıştır. Haksız mıyım?
Yine böyle bir şey yaşıyorum. Kafam çok karışık. Bu kez olay direk duygularımla ilgili. Biraz korkutucu, biraz heyecan verici, biraz dikkat isteyen bir durum. Hiç beklemediğim anda karşıma çıkan bir konu. Oysa “İyiydim ben böyle. Ne gereği vardı şimdi bunun” diyorum kendime. Sırası mıydı? Hazır alışmışsın kurduğun düzene, ne güzel idare ediyorsun. Kafan rahat. Uykuların kaçmıyor, aklın bir yerlere takılı kalmıyor. “Ne yapıyordur şimdi?” diye düşünmüyorsun birilerini. Kendi başına buyruk yüreğin. Üstünde aşk denen duygunun ağırlığı yok. Ama bak şimdi ne oldu? Aşk denen davetsiz misafir sanki gönül kapından kendini göstermeye başladı. Ah ne arsızdır o. Bir kez gelmişse oraya kadar, yandın demektir. Önemli olan şey, aşkı o kapıya kadar gelmeden önce engellemektir. Geldiyse iş bitmiştir. Sonra böyle kara kara düşünürsün, “Şimdi ne yapacağım” diye. Üstelik nasıl da tesadüf dolu bir durum bu, bilemezsiniz. Sen kalk yeni yazın için araştırma yapacağım diye farklı bir mecraya yönel, çalışma yaparken birden davetsiz misafir olarak çıksın karşına. “Bak ben gelmek istiyorum, aç kapıyı” desin. Anlayacağınız çok zor durumdayım. Kapıyı açsam bir türlü, açmasam başka türlü. O yüzden aklım çok karışık. En iyisi ben biraz düşüneyim. Ama şimdi siz diyeceksiniz ki, “Hiç boşuna düşünme, çünkü bu işler böyledir. Akılla bu işi çözemezsin” ben de buna inanıyorum zaten ama yine de tedbiri elden bırakmamak lazım diyorum. Peki, sizce ne yapmalıyım?
Şadan HERGÜNER
“Neye niyet, neye kısmet” diye bir söz vardır bizim dilimizde. Ne doğru anlamı vardır bu sözün.
Bu tarz olaylar mutlaka sizin de başınıza gelmiştir. Ben çok yaşadım. Örneğin, ilk kez karşılaştığımızda çok sinirlenip, nerdeyse kafasını kırmak istediğim bir insanla sonradan yakın dost olmuşumdur. Ayrıca, radyo programımda yarışma yaparken katılan kişinin işsiz olduğunu ve çalışmak istediğini söylemesi üzerine, büyük bir lokanta zincirinin sahibi dinleyip beni aramış ve o kişiye iş verebileceğini söylemiştir. Bunun gibi pek çok şey yaşamışımdır. Şimdi bunlara tesadüf demek ne kadar doğrudur? Bence bunlar nedenli rastlantılardır. İlahi gücün gerçekleştireceği olaylar bize vesile edilmiştir. Zaten olacak şeylerdir ama bizi de içine almıştır. Haksız mıyım?
Yine böyle bir şey yaşıyorum. Kafam çok karışık. Bu kez olay direk duygularımla ilgili. Biraz korkutucu, biraz heyecan verici, biraz dikkat isteyen bir durum. Hiç beklemediğim anda karşıma çıkan bir konu. Oysa “İyiydim ben böyle. Ne gereği vardı şimdi bunun” diyorum kendime. Sırası mıydı? Hazır alışmışsın kurduğun düzene, ne güzel idare ediyorsun. Kafan rahat. Uykuların kaçmıyor, aklın bir yerlere takılı kalmıyor. “Ne yapıyordur şimdi?” diye düşünmüyorsun birilerini. Kendi başına buyruk yüreğin. Üstünde aşk denen duygunun ağırlığı yok. Ama bak şimdi ne oldu? Aşk denen davetsiz misafir sanki gönül kapından kendini göstermeye başladı. Ah ne arsızdır o. Bir kez gelmişse oraya kadar, yandın demektir. Önemli olan şey, aşkı o kapıya kadar gelmeden önce engellemektir. Geldiyse iş bitmiştir. Sonra böyle kara kara düşünürsün, “Şimdi ne yapacağım” diye. Üstelik nasıl da tesadüf dolu bir durum bu, bilemezsiniz. Sen kalk yeni yazın için araştırma yapacağım diye farklı bir mecraya yönel, çalışma yaparken birden davetsiz misafir olarak çıksın karşına. “Bak ben gelmek istiyorum, aç kapıyı” desin. Anlayacağınız çok zor durumdayım. Kapıyı açsam bir türlü, açmasam başka türlü. O yüzden aklım çok karışık. En iyisi ben biraz düşüneyim. Ama şimdi siz diyeceksiniz ki, “Hiç boşuna düşünme, çünkü bu işler böyledir. Akılla bu işi çözemezsin” ben de buna inanıyorum zaten ama yine de tedbiri elden bırakmamak lazım diyorum. Peki, sizce ne yapmalıyım?
Şadan HERGÜNER
Bir süredir yeni yazı ekleyemedim. Lütfen kusuruma bakmayın. Blogumda biraz değişiklik yapmakla meşguldüm. Yani blog yeniden yapılandırma aşamasındaydı. Yapım işleri henüz devam ediyor ama araya bir yazı sıkıştırayım istedim. En kısa zamanda yeni yazılarla burada olacağım. Sevgilerimle...
AZ BULUNAN ÖZEL ERKEKLER
Olmaz mı var tabi kadına kadın olduğunu hissettiren erkekler. Sayıları bir dolu olsa keşke. Ama ne yapalım bahtımıza çıkana katlanmak zorundayız dedikçe bu adamları yakalama şansımız azalıyor galiba. O zaman sayıları çok olmayan bu erkekleri bulmak için gözümüzü dört açacağız sevgili hanımlar. Ellerimize birer büyüteç alarak düşeceğiz yollara. Bulduk mu da yapışacağız yakasına. Valla bir kaçırırsanız elinizden, kapanı çok olur. Dikkatli olun. Ne de olsa tüm kadınlar bunların peşinde. O yüzden biraz havalı olurlar. Talep çok ya! Buldunuz mu sıkıca tutun elinizde yani kıymetini bilin diyorum.
Biz kadınlar fazla duygusalız. Aşk meşk bizim için çok önemli. Duygularımızla hareket etmeyi, aklımızla hareket etmeye yeğleriz çoğunlukla. Cefakâr yanımız ağır bastığından mıdır nedir, zor erkeklere bulaşıyoruz çoğunlukla. Neymiş, seviyormuşuz, âşıkmışız falan… Oysa bunlar karın doyurmuyor. Sana köle gibi davranan adamı sevsen ne olur? Derdini çeksen ne olur? Değerini mi bilecek? Öyleyse onlara paydos deme vakti geldi. Atın bunları hayatınızdan ve anlatacağım türden bir tane bulmak için çalışmalara başlayın hemen.
Şimdi bu erkekler genellikle eğitimli, iyi bir aile ortamından gelen, kendini geliştiren, kadına değer veren, kadın gibi ince ruha sahip, düşünceli adamlardır. İnsan kavramı onlar için önemlidir. Kadınsı yanlarıyla barışık olduklarından, kadını iyi anlarlar. Kendisine yapılmasını istemedikleri şeyleri başkasına ve özellikle kadınlara yapmazlar. Zariftirler, romantik yanları türünün diğer örneklerine oranla fazladır. Kadını toplumun içinde her yönüyle görmek isterler. Ama doğal olarak bu erkeklerle birlikte olacak kadının da kaliteli olması gerekir. Onu taşıyabilecek bir kadın olmalıdır. Tıpkı kaliteli bir kadını taşıyacak erkeğin de kaliteli olması gerektiği gibi.
Onlar iyi bir aşıktırlar. Kadına, kadın olmanın tüm ayrıcalığını yaşatmasını bilirler. Bir kadını etkilemenin yollarını bilir, pek güzel uygularlar. Çünkü onlar, günümüz eğitimli ve kaliteli kadınının gücünü, kontrolünü elinde tutmayı sevdiği kadar ait olduğu erkeğin rüzgârına kapılmak istediğini iyi bilirler. Bu erkekler kadına istediği özgürlüğü verirler, baskıcı olmazlar. Ama asla başıboş bırakmazlar. Zaten kadının istediği de budur. Üzerinde hâkimiyet kurmayacak, ruhunu okşayacak, değerini bilecek fakat her zaman kendine kol kanat gerecek bir erkek ister. Onlar, kadınların sığınacağı en emin limanlardır.
Bu tarz erkekler gözlemlerime göre genelde yakışıklı olur. Çok yakışıklı olmasalar bile bakımlıdırlar. İyi giyinirler. Zevk sahibidirler. Sıra dışı hobileri vardır. Golf oynamak, sörf yapmak gibi! Sosyal hayatları faaldir. Kültür ve sanattan anlarlar. Sinema, tiyatro alışkanlıkları vardır. Sanatçı olanları çoktur. Dernek ve kulüp üyelikleri vardır. Zengin olanları lüks yaşamı sever. Olmayanları ise iyi yaşamak için elinden geleni yapar.
Kesinlikle otur deyince oturan, kalk deyince kalkan erkekler değillerdir. Kişilik sahibi, akıllı, donanımlı adamlardır. Bir kadına kurban olacak yapıları yoktur. Ama sevdikleri kadını baş tacı edecek kadar olgundurlar. Duyarlı bir yanları vardır.
Sürpriz yapmayı, güzel hediyeler almayı, sıra dışı geziler ve tatiller planlamayı iyi bilirler. Kadının mutlu olması, kendini iyi hissetmesi onlar için önemlidir. Bir kadına istediklerini verebilme özelliğine sahip olmak, bu erkeklere kendini iyi ve önemli hissettirir.
Yoğun iş hayatları olsa bile evli olanlar ya da sevgilileriyle birlikte yaşayanlar eve geldiklerinde sofra kurmaya, salata yapmaya yardımcı olurlar. Çocuklarıyla ilgilidirler. İyi bir baba olurlar. Arkadaş ve dostlarıyla ilişkileri sağlamdır. Hayatındaki kadının arkadaşlarına her zaman saygılıdırlar.
Gelelim çapkınlık konusuna. Ne yazık ki bu erkekler çok talep gördükleri için hiç aldatmazlar diyemeyiz. Akılları kayabilir. Çok sadık olanları da vardır, olmayanları da. O yüzden dedim yazımın başında bunlardan bir tane buldunuz mu elinizde tutmayı bileceksiniz. Zaten nadir bulunan varlıklardır. Gözünüzü açmanız gerekir.
Bir erkek size kadın olduğunuzu hissettirip yaşatabiliyorsa siz de ona aynısını yapabilmelisiniz. Yoksa bu adamı uzun süre elinizde tutamayabilirsiniz. Gerçi çapkınlık yapmak, başka kadınları deneyimlemek her erkeğin yaptığı bir şey değildir ama yapanların sayısı da az değildir. Benden söylemesi. İş size kalıyor.
İnsan gibi erkeklerin, insan gibi kadınların çok olacağı bir toplum olmamızı diliyorum, tüm yüreğimle. Lütfen bu değerlerimize sahip çıkalım.
Şadan HERGÜNER
AZ BULUNAN ÖZEL ERKEKLER
Olmaz mı var tabi kadına kadın olduğunu hissettiren erkekler. Sayıları bir dolu olsa keşke. Ama ne yapalım bahtımıza çıkana katlanmak zorundayız dedikçe bu adamları yakalama şansımız azalıyor galiba. O zaman sayıları çok olmayan bu erkekleri bulmak için gözümüzü dört açacağız sevgili hanımlar. Ellerimize birer büyüteç alarak düşeceğiz yollara. Bulduk mu da yapışacağız yakasına. Valla bir kaçırırsanız elinizden, kapanı çok olur. Dikkatli olun. Ne de olsa tüm kadınlar bunların peşinde. O yüzden biraz havalı olurlar. Talep çok ya! Buldunuz mu sıkıca tutun elinizde yani kıymetini bilin diyorum.
Biz kadınlar fazla duygusalız. Aşk meşk bizim için çok önemli. Duygularımızla hareket etmeyi, aklımızla hareket etmeye yeğleriz çoğunlukla. Cefakâr yanımız ağır bastığından mıdır nedir, zor erkeklere bulaşıyoruz çoğunlukla. Neymiş, seviyormuşuz, âşıkmışız falan… Oysa bunlar karın doyurmuyor. Sana köle gibi davranan adamı sevsen ne olur? Derdini çeksen ne olur? Değerini mi bilecek? Öyleyse onlara paydos deme vakti geldi. Atın bunları hayatınızdan ve anlatacağım türden bir tane bulmak için çalışmalara başlayın hemen.
Şimdi bu erkekler genellikle eğitimli, iyi bir aile ortamından gelen, kendini geliştiren, kadına değer veren, kadın gibi ince ruha sahip, düşünceli adamlardır. İnsan kavramı onlar için önemlidir. Kadınsı yanlarıyla barışık olduklarından, kadını iyi anlarlar. Kendisine yapılmasını istemedikleri şeyleri başkasına ve özellikle kadınlara yapmazlar. Zariftirler, romantik yanları türünün diğer örneklerine oranla fazladır. Kadını toplumun içinde her yönüyle görmek isterler. Ama doğal olarak bu erkeklerle birlikte olacak kadının da kaliteli olması gerekir. Onu taşıyabilecek bir kadın olmalıdır. Tıpkı kaliteli bir kadını taşıyacak erkeğin de kaliteli olması gerektiği gibi.
Onlar iyi bir aşıktırlar. Kadına, kadın olmanın tüm ayrıcalığını yaşatmasını bilirler. Bir kadını etkilemenin yollarını bilir, pek güzel uygularlar. Çünkü onlar, günümüz eğitimli ve kaliteli kadınının gücünü, kontrolünü elinde tutmayı sevdiği kadar ait olduğu erkeğin rüzgârına kapılmak istediğini iyi bilirler. Bu erkekler kadına istediği özgürlüğü verirler, baskıcı olmazlar. Ama asla başıboş bırakmazlar. Zaten kadının istediği de budur. Üzerinde hâkimiyet kurmayacak, ruhunu okşayacak, değerini bilecek fakat her zaman kendine kol kanat gerecek bir erkek ister. Onlar, kadınların sığınacağı en emin limanlardır.
Bu tarz erkekler gözlemlerime göre genelde yakışıklı olur. Çok yakışıklı olmasalar bile bakımlıdırlar. İyi giyinirler. Zevk sahibidirler. Sıra dışı hobileri vardır. Golf oynamak, sörf yapmak gibi! Sosyal hayatları faaldir. Kültür ve sanattan anlarlar. Sinema, tiyatro alışkanlıkları vardır. Sanatçı olanları çoktur. Dernek ve kulüp üyelikleri vardır. Zengin olanları lüks yaşamı sever. Olmayanları ise iyi yaşamak için elinden geleni yapar.
Kesinlikle otur deyince oturan, kalk deyince kalkan erkekler değillerdir. Kişilik sahibi, akıllı, donanımlı adamlardır. Bir kadına kurban olacak yapıları yoktur. Ama sevdikleri kadını baş tacı edecek kadar olgundurlar. Duyarlı bir yanları vardır.
Sürpriz yapmayı, güzel hediyeler almayı, sıra dışı geziler ve tatiller planlamayı iyi bilirler. Kadının mutlu olması, kendini iyi hissetmesi onlar için önemlidir. Bir kadına istediklerini verebilme özelliğine sahip olmak, bu erkeklere kendini iyi ve önemli hissettirir.
Yoğun iş hayatları olsa bile evli olanlar ya da sevgilileriyle birlikte yaşayanlar eve geldiklerinde sofra kurmaya, salata yapmaya yardımcı olurlar. Çocuklarıyla ilgilidirler. İyi bir baba olurlar. Arkadaş ve dostlarıyla ilişkileri sağlamdır. Hayatındaki kadının arkadaşlarına her zaman saygılıdırlar.
Gelelim çapkınlık konusuna. Ne yazık ki bu erkekler çok talep gördükleri için hiç aldatmazlar diyemeyiz. Akılları kayabilir. Çok sadık olanları da vardır, olmayanları da. O yüzden dedim yazımın başında bunlardan bir tane buldunuz mu elinizde tutmayı bileceksiniz. Zaten nadir bulunan varlıklardır. Gözünüzü açmanız gerekir.
Bir erkek size kadın olduğunuzu hissettirip yaşatabiliyorsa siz de ona aynısını yapabilmelisiniz. Yoksa bu adamı uzun süre elinizde tutamayabilirsiniz. Gerçi çapkınlık yapmak, başka kadınları deneyimlemek her erkeğin yaptığı bir şey değildir ama yapanların sayısı da az değildir. Benden söylemesi. İş size kalıyor.
İnsan gibi erkeklerin, insan gibi kadınların çok olacağı bir toplum olmamızı diliyorum, tüm yüreğimle. Lütfen bu değerlerimize sahip çıkalım.
Şadan HERGÜNER
Bugün Sevgililer Günü. Son 15 yıldır ülkemizde, yoğun etkinliklerle kutlanıyor bugün. Kimileri bu sembolik günleri, tüketimi artıran gereksiz günler olarak görüyor. Belki haklılar. Ama bu özel günler de olmasa sevdiklerimizi neredeyse hiç hatırlayamayacağız. Hayat şartları, kaybolan insani değerlerimiz bizi bu hale getirdi. Bence iyi ki bu özel günler var.
14 Şubat, Sevgililer günü. Çok eski bir tarihçesi var. Şimdi burada onu tekrarlamayacağım.
Ben sevginin büyüklüğünü vurgulayacağım. Öyle bir duygu ki, insana kendini iyi hissettiriyor. Sağlıklı, huzurlu, mutlu hissettiriyor. Onu yüreğimizde taşıdıkça insanız. Onunla yücelir, onunla kabımıza sığamayız. Onun sayesinde daha hoşgörülü ve merhametliyiz. Ne mutlu sevgiyi içinde büyütenlere…
Önce kendimizi sevelim. Hatamızla, doğrumuzla, güzelimiz ve çirkinimizle kendimizi sevelim. Kendisini sevmeyen, başkasını da sevemez. Sonra en yakın aile bireylerimizi, dostlarımızı, arkadaşlarımızı, iş arkadaşlarımızı ve herkesi sevelim. Çiçeği, böceği, çevreyi, dünyayı yani aklınıza gelecek her şeyi… İçimizdeki sevgi o kadar çok ve büyük ki, esirgememize neden yok. Her şeyi çıkarsızca sevelim ki, sağlıklı olalım!
Bizi insan yapan en büyük değerlerden olan sevgimizi, paylaşalım,paylaştıkça büyütelim, onunla içimizi temizleyelim. Bunu başarırsak bir bütün oluruz. Güçlüklerin üstesinden geliriz. Ayrımcı değil, tamamlayıcı olmak için sevelim.
Hepinizin Sevgililer günü kutlu olsun.
Şadan HERGÜNER
14 Şubat, Sevgililer günü. Çok eski bir tarihçesi var. Şimdi burada onu tekrarlamayacağım.
Ben sevginin büyüklüğünü vurgulayacağım. Öyle bir duygu ki, insana kendini iyi hissettiriyor. Sağlıklı, huzurlu, mutlu hissettiriyor. Onu yüreğimizde taşıdıkça insanız. Onunla yücelir, onunla kabımıza sığamayız. Onun sayesinde daha hoşgörülü ve merhametliyiz. Ne mutlu sevgiyi içinde büyütenlere…
Önce kendimizi sevelim. Hatamızla, doğrumuzla, güzelimiz ve çirkinimizle kendimizi sevelim. Kendisini sevmeyen, başkasını da sevemez. Sonra en yakın aile bireylerimizi, dostlarımızı, arkadaşlarımızı, iş arkadaşlarımızı ve herkesi sevelim. Çiçeği, böceği, çevreyi, dünyayı yani aklınıza gelecek her şeyi… İçimizdeki sevgi o kadar çok ve büyük ki, esirgememize neden yok. Her şeyi çıkarsızca sevelim ki, sağlıklı olalım!
Bizi insan yapan en büyük değerlerden olan sevgimizi, paylaşalım,paylaştıkça büyütelim, onunla içimizi temizleyelim. Bunu başarırsak bir bütün oluruz. Güçlüklerin üstesinden geliriz. Ayrımcı değil, tamamlayıcı olmak için sevelim.
Hepinizin Sevgililer günü kutlu olsun.
Şadan HERGÜNER
Size derlediğim bilgilerden bir demet sunuyorum.
Cildiniz pul pul dökülüyor mu?
Cildinizdeki ölü hücreler kötü görünür ve zamanla dökülür. Bunlardan kurtulmak için biraz bakım yapmanız yeterli...
Cildiniz pul pul mu oluyor? Bu gibi durumlarda cildinizin üzerindeki ölü hücreleri nazikçe sürterek temizlemelisiniz. Soyucu uygulamalar cildinizdeki kırışıklıkları gizlemenize ve gidermenize yardımcı olurken, cildinize bir pembelik de verebilir.
Cildinizi ölü hücrelerden arındırmak için bunları yapın!
- Vücudunuzu duşta ya da küvette ıslatın.
- Soyucu özelliği olan sentetik lif, sünger ya da eldiven kullanın.
- Soyucu özelliği olan bir temizleme ürününü süngerin, lifin ya da eldivenin üzerine serpin. Bazı temizleyiciler %25 oranında volkanik taş tozu içerir. Bunlar yağlı cilt için yararlıdır. Buna rağmen aşırı temizleyici kullanımı yağ bezlerinin aşırı üretimine de neden olabilir. Bu nedenle dikkatli ve doğru miktarda uygulamak gerekir.
- Sünger ya da lif kullanarak dairesel hareketlerle cildinizi ovalayın. Cildinizin boyun, yüz gibi hassas bölümlerini ovalarken nazik olun.
- Cildinizi daha sonra düzgünce kurulayın.
- Soyucu ürünler cildinizi kurutabileceği için devamında cildinizi iyice nemlendirdiğinizden emin olun.
- Hafif petrol, lanolin ve mineral yağları içeren nemlendiricileri tercih edin.
- Cildinizi aşırı soymayın. Eğer cildiniz az yağlıysa çatlamalara neden olabilir. Cildi çok aşırı derecede sürtme, soyma kılcal damarların zedelenmesine neden olabilir!
Deniz tuzunun ciltteki sihri
Çok büyük paralar vererek SPA salonlarına gitmenize gerek yok. Güzellik ve ferahlık deniz tuzunda... Doğal malzemelerle peeling ürününüzü kendiniz yapın. Ölü deniz tuzları ve bitki yağlarıyla birlikte özel karışımlar elde ederek, yüzünüze ve bedeninize uygulayabilir, banyonuzda mini bir SPA salonu oluşturabilirsiniz.
Tuzların sayısız yararları ve güzelliğe nasıl katkı sağladığını pek insan bilmiyor. Çok yoğun günlük hayatta, evde zaman ayırıp deniz tuzu kullanarak, maske ve vücut karışımları yapmak biraz zor gibi görünüyor. Ama biraz güzel görünmeye vakit ayırın. Bunun için ölü deniz tuzu ya da kaya tuzu kullanabilirsiniz. Bu tuzlar magnezyum, potasyum, kalsiyum klorit, bromit, demir, manganez ve sülfür bakımından çok zengindirler. Cilt problemlerini çözme ve vücutta birikmiş toksinleri atma gibi sayısız yararları vardır.
Deniz tuzu ile hem yüzünüzü hem de vücudunuzu fırçalayabilirsiniz. Fırçadan sonra mat görüntü cildinizi terk edecek; sıkı bir yapı, ipeksi bir pürüzsüzlük hissedeceksiniz. Bu fırçalamada amaç sadece ölü deri hücrelerini üst cilt tabakasından kaldırmak değil, aynı zamanda cildi beslemek, nemlendirmek ve yatıştırmak gibi çok önemli yararlar söz konusu. İnsanlar büyük paralar vererek, bu yüzden SPA salonlarına gidiyorlar. Ama evinizde de bunu yapabilirsiniz.
Uzak denizlerin içindeki güzellik sırlarını keşfederek farklı bir ten elde edebilirsiniz. Tuzun katıldığı özel maskelerle vücudu fırçalayınca, müthiş bir rahatlık hissedeceksiniz. Uzun bir günün ardından dinlenmek için bir yol mu arıyorsunuz? Banyo suyunuza bir avuç deniz tuzunu atın. Yanına lavanta ve kuru gül yaprakları da ekleyin. Tuzun teni canlandırıcı, arındırıcı gücünü bu suda 20 dakika kaldıktan sonra göreceksiniz.
Cildiniz pul pul dökülüyor mu?
Cildinizdeki ölü hücreler kötü görünür ve zamanla dökülür. Bunlardan kurtulmak için biraz bakım yapmanız yeterli...
Cildiniz pul pul mu oluyor? Bu gibi durumlarda cildinizin üzerindeki ölü hücreleri nazikçe sürterek temizlemelisiniz. Soyucu uygulamalar cildinizdeki kırışıklıkları gizlemenize ve gidermenize yardımcı olurken, cildinize bir pembelik de verebilir.
Cildinizi ölü hücrelerden arındırmak için bunları yapın!
- Vücudunuzu duşta ya da küvette ıslatın.
- Soyucu özelliği olan sentetik lif, sünger ya da eldiven kullanın.
- Soyucu özelliği olan bir temizleme ürününü süngerin, lifin ya da eldivenin üzerine serpin. Bazı temizleyiciler %25 oranında volkanik taş tozu içerir. Bunlar yağlı cilt için yararlıdır. Buna rağmen aşırı temizleyici kullanımı yağ bezlerinin aşırı üretimine de neden olabilir. Bu nedenle dikkatli ve doğru miktarda uygulamak gerekir.
- Sünger ya da lif kullanarak dairesel hareketlerle cildinizi ovalayın. Cildinizin boyun, yüz gibi hassas bölümlerini ovalarken nazik olun.
- Cildinizi daha sonra düzgünce kurulayın.
- Soyucu ürünler cildinizi kurutabileceği için devamında cildinizi iyice nemlendirdiğinizden emin olun.
- Hafif petrol, lanolin ve mineral yağları içeren nemlendiricileri tercih edin.
- Cildinizi aşırı soymayın. Eğer cildiniz az yağlıysa çatlamalara neden olabilir. Cildi çok aşırı derecede sürtme, soyma kılcal damarların zedelenmesine neden olabilir!
Deniz tuzunun ciltteki sihri
Çok büyük paralar vererek SPA salonlarına gitmenize gerek yok. Güzellik ve ferahlık deniz tuzunda... Doğal malzemelerle peeling ürününüzü kendiniz yapın. Ölü deniz tuzları ve bitki yağlarıyla birlikte özel karışımlar elde ederek, yüzünüze ve bedeninize uygulayabilir, banyonuzda mini bir SPA salonu oluşturabilirsiniz.
Tuzların sayısız yararları ve güzelliğe nasıl katkı sağladığını pek insan bilmiyor. Çok yoğun günlük hayatta, evde zaman ayırıp deniz tuzu kullanarak, maske ve vücut karışımları yapmak biraz zor gibi görünüyor. Ama biraz güzel görünmeye vakit ayırın. Bunun için ölü deniz tuzu ya da kaya tuzu kullanabilirsiniz. Bu tuzlar magnezyum, potasyum, kalsiyum klorit, bromit, demir, manganez ve sülfür bakımından çok zengindirler. Cilt problemlerini çözme ve vücutta birikmiş toksinleri atma gibi sayısız yararları vardır.
Deniz tuzu ile hem yüzünüzü hem de vücudunuzu fırçalayabilirsiniz. Fırçadan sonra mat görüntü cildinizi terk edecek; sıkı bir yapı, ipeksi bir pürüzsüzlük hissedeceksiniz. Bu fırçalamada amaç sadece ölü deri hücrelerini üst cilt tabakasından kaldırmak değil, aynı zamanda cildi beslemek, nemlendirmek ve yatıştırmak gibi çok önemli yararlar söz konusu. İnsanlar büyük paralar vererek, bu yüzden SPA salonlarına gidiyorlar. Ama evinizde de bunu yapabilirsiniz.
Uzak denizlerin içindeki güzellik sırlarını keşfederek farklı bir ten elde edebilirsiniz. Tuzun katıldığı özel maskelerle vücudu fırçalayınca, müthiş bir rahatlık hissedeceksiniz. Uzun bir günün ardından dinlenmek için bir yol mu arıyorsunuz? Banyo suyunuza bir avuç deniz tuzunu atın. Yanına lavanta ve kuru gül yaprakları da ekleyin. Tuzun teni canlandırıcı, arındırıcı gücünü bu suda 20 dakika kaldıktan sonra göreceksiniz.