Sevgili okurlarım,
mail yoluyla aldığım bu iletiyi sizlerle paylaşmak istedim.
"Yeni hazırlanan bir Atatürk portalı hakkında bilgi vermek istiyorum ve daha geniş kitlelere ulaşması konusunda yardımınızı rica ediyorum. Halen fotoğraf ve bilgi yükleme işlemi devam ediyor. Sitenin arama motorlarında önlere çıkması için daha çok tıklanması gerekiyor. Site tam olarak bittiğinde 2500 kronolojik sıralı foto, 50 Video, 1500 pul, anı ve anektodlarla, akademik yazılardan oluşan daha önce yapılmamış büyüklükte bir Atatürk portali olacak. Geniş kitlelere duyurma konusunda yardımcı olabilirseniz memnun olurum. "
www.isteataturk.com
Not: Sitede kesinlikle ticari hiçbir reklam yer almamaktadır. Site tamamen gönüllüler tarafından yıllar suren arşiv araştırması sonucunda hazırlanmıştır.
3 Yorum
Her insanın hayatında özel anıları, başkalarıyla paylaşmak istediği duygu ve düşünceleri, ayrıcalığı olan yaşam kesitleri vardır. Ya da değer verdiği kişiler için hissettiklerini ölümsüz hale getirme isteği vardır. Kimisi bunu kendi kalemiyle yazıya döker. Kimisi yazma yeteneği olmadığından bir anı yazarına yaptırır.
Yaşanan değerli anların, fotoğraflar ve video görüntüleri yanında yazılı olarak da kalıcı hale getirilmesi farklı bir güzelliktir.
Nişanlanacak veya evlenecek çocuğunuza, onun için hissettiklerinizi, düşünce ve dileklerinizi, paylaştığınız sevinçli, hüzünlü anılarınızı “Anı Yazısı” haline getirterek özel bir sürpriz yapabilirsiniz. Hatta tören anında bunun sesli olarak sunumunu yaptırabilirsiniz.
Nişanlınız ya da eşiniz olacak kişi için, duygu ve düşüncelerinizi, sizin için önemini, sevginizi “Anı Yazısı” olarak kaleme aldırıp, kendisine hediye edebilirsiniz. Dilerseniz tören sırasında sesli sunumunu yaptırarak faklı bir jest yapmış olabilirsiniz.
Çocuklarınızın mezuniyet törenleri, doğum günleri için özel yazılar hazırlatabilirsiniz. Fotoğraf albümlerindeki harika kareler için, harika cümleler yazdırabilirsiniz.
14 Şubat Sevgililer Gününde, evlilik yıldönümlerinizde, sevgiliniz veya eşiniz için duygularınızı, sevginizi anlatan “Anı Yazısı” ile ona çok özel bir hediye sunabilirsiniz..
Kendi hayatınızdan sevdiklerinize kalmasını istediğiniz yaşam kesitlerinizi, deneyimlerinizi, en özel anılarınızı “Anı Yazısı” olarak hazırlatıp, sevdiklerinize bırakabilirsiniz.
Ben, “Anı Yazarı“ olarak bu en özel zamanlarınızı kaleme alıyorum. Profesyonel sunucu olarak da dilerseniz sesli sunumlarını yapıyorum.
Şadan HERGÜNER
İletişim Uzmanı, Yazar, Eğitmen
sadanherguner@gmail.com
Yaşanan değerli anların, fotoğraflar ve video görüntüleri yanında yazılı olarak da kalıcı hale getirilmesi farklı bir güzelliktir.
Nişanlanacak veya evlenecek çocuğunuza, onun için hissettiklerinizi, düşünce ve dileklerinizi, paylaştığınız sevinçli, hüzünlü anılarınızı “Anı Yazısı” haline getirterek özel bir sürpriz yapabilirsiniz. Hatta tören anında bunun sesli olarak sunumunu yaptırabilirsiniz.
Nişanlınız ya da eşiniz olacak kişi için, duygu ve düşüncelerinizi, sizin için önemini, sevginizi “Anı Yazısı” olarak kaleme aldırıp, kendisine hediye edebilirsiniz. Dilerseniz tören sırasında sesli sunumunu yaptırarak faklı bir jest yapmış olabilirsiniz.
Çocuklarınızın mezuniyet törenleri, doğum günleri için özel yazılar hazırlatabilirsiniz. Fotoğraf albümlerindeki harika kareler için, harika cümleler yazdırabilirsiniz.
14 Şubat Sevgililer Gününde, evlilik yıldönümlerinizde, sevgiliniz veya eşiniz için duygularınızı, sevginizi anlatan “Anı Yazısı” ile ona çok özel bir hediye sunabilirsiniz..
Kendi hayatınızdan sevdiklerinize kalmasını istediğiniz yaşam kesitlerinizi, deneyimlerinizi, en özel anılarınızı “Anı Yazısı” olarak hazırlatıp, sevdiklerinize bırakabilirsiniz.
Ben, “Anı Yazarı“ olarak bu en özel zamanlarınızı kaleme alıyorum. Profesyonel sunucu olarak da dilerseniz sesli sunumlarını yapıyorum.
Şadan HERGÜNER
İletişim Uzmanı, Yazar, Eğitmen
sadanherguner@gmail.com
Sevgili Okurlarım,
Yine elektronik iletiyle aldığım bu kıssadan hisseyi sizlerle paylaşmak istedim. Lütfen yüreğinize sindirerek okuyunuz.
Bir gün sormuşlar ermişlerden birine, "Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?" diye. "Bakın göstereyim…" demiş ermiş.
Önce sevgiyi dilden gönüle indirememiş olanları çağırarak onlara bir sofra hazırlamış. Hepsi oturmuşlar yerlerine derken, tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş. Arkasından da derviş kaşıkları denilen bir metre boyunda kaşıklar. Ermiş: "Bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz." diye de bir şart koşmuş. "Peki." demişler ve içmeye teşebbüs etmişler. Fakat o da ne? Kaşıklar uzun geldiğinden bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar ağızlarına. En sonunda bakmışlar beceremiyorlar, öylece aç kalkmışlar sofradan.
Bunun üzerine Şimdi demiş ermiş. "Sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım yemeğe." Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi ile gülümseyen ışıklı insanlar gelmiş oturmuş sofraya bu defa. Derviş buyrun deyince, her biri uzun boylu kaşığını çorbaya daldırıp, karşısındaki arkadaşına uzatarak içirmiş. Böylece her biri diğerini doyurmuş ve şükrederek kalkmışlar sofradan. Ve derviş demiş ki: "Kim hayat sofrasında yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse, o aç kalacaktır. Ve kim sevdiğini, dostunu düşünür de doyurursa, o da sevdiği, dostu tarafından doyurulacaktır.
.
ŞÜPHESİZ, HAYAT PAZARINDA DAİMA SEVGİYİ PAYLAŞANLAR KAZANÇTADIR.
İşte sevgi budur. Paylaşmaktır, seviyorum dediğimizi düşünmektir. Bencilliğimizi aza indirmektir.
Şadan Hergüner
Yine elektronik iletiyle aldığım bu kıssadan hisseyi sizlerle paylaşmak istedim. Lütfen yüreğinize sindirerek okuyunuz.
Bir gün sormuşlar ermişlerden birine, "Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?" diye. "Bakın göstereyim…" demiş ermiş.
Önce sevgiyi dilden gönüle indirememiş olanları çağırarak onlara bir sofra hazırlamış. Hepsi oturmuşlar yerlerine derken, tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş. Arkasından da derviş kaşıkları denilen bir metre boyunda kaşıklar. Ermiş: "Bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz." diye de bir şart koşmuş. "Peki." demişler ve içmeye teşebbüs etmişler. Fakat o da ne? Kaşıklar uzun geldiğinden bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar ağızlarına. En sonunda bakmışlar beceremiyorlar, öylece aç kalkmışlar sofradan.
Bunun üzerine Şimdi demiş ermiş. "Sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım yemeğe." Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi ile gülümseyen ışıklı insanlar gelmiş oturmuş sofraya bu defa. Derviş buyrun deyince, her biri uzun boylu kaşığını çorbaya daldırıp, karşısındaki arkadaşına uzatarak içirmiş. Böylece her biri diğerini doyurmuş ve şükrederek kalkmışlar sofradan. Ve derviş demiş ki: "Kim hayat sofrasında yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse, o aç kalacaktır. Ve kim sevdiğini, dostunu düşünür de doyurursa, o da sevdiği, dostu tarafından doyurulacaktır.
.
ŞÜPHESİZ, HAYAT PAZARINDA DAİMA SEVGİYİ PAYLAŞANLAR KAZANÇTADIR.
İşte sevgi budur. Paylaşmaktır, seviyorum dediğimizi düşünmektir. Bencilliğimizi aza indirmektir.
Şadan Hergüner
Ne dersiniz, zamanımızın erkeği kadın ruhundan anlıyor mu sizce? Bence pek anladığı söylenemez. Hani o eski İstanbul beyefendisi dediğimiz erkekler olsa günümüzde neyse de. Biliyorsunuz onların da soyu tükendi neredeyse. Günümüz yeni yetme erkeklerin ise kadının bir ruhu olduğunun bile farkında olduğunu sanmıyorum. Biraz ağır oldu galiba ama gerçekler acıdır. Zaten tüketim toplumu olduğumuzdan beri insanların yapısı değişti. Her şeyi pek kolay tüketir olduk. İlişkilerimizi, sevdiklerimizi bir çırpıda tüketiyoruz. Üretmek, kotarmak, yapmak şöyle dursun, tüketemediklerimizi de hemen kaldırıp çöpe atıveriyoruz. Yani huyumuz suyumuz değişti. Tabi, toplumsal değerlerimiz de. Bırakın kadın ruhundan anlamayı, büyüklerimize saygı göstermez olduk.
Gelelim konumuza! Bir kere her şeyden önce kadın ve erkek hem ruhsal hem fiziksel açıdan birbirinden farklı özelliklerle yaratılmışlardır. Yani birbirlerini tam olarak anlamalarını beklemek doğru olmaz. Ancak anlayış gösterip, saygıyla birbirlerini kabul etmeleri gerekir. En azından ben böyle düşünüyorum.
Şimdi kadın ve erkek farklı özelliklerde varlıklar olunca, her zaman uzlaşmaları mümkün olmuyor. Bence kadınları erkeklerden farklı kılan en önemli özellik ruhlarında gizlidir. Kadın ruhu daha duyarlı, sabırlı, duygusal ve dayanıklıdır. Erkek ruhundan daha hassas yapıdadır. O yüzdendir ki, doğurganlık gibi çok kutsal olan bir özellik kadına verilmiştir. Kadın, anne olma özelliği ve duyarlı ruhu nedeniyle erkeğe oranla bazı alanlarda farkındalığı daha yüksek bir varlıktır. Etrafına bakışı başkadır. Olayları ve insanları daha kolay algılar, farkına varır. Üstelik kadın ruhu acılara erkekten daha dayanıklıdır. Acısını içinde tüm hızıyla yaşar ama etrafına pek belli etmez. Ve erkeğe oranla daha kolay affeder. Fiziksel olarak narin yaratılan kadının ruhu da incedir. Anlaşılmak, ilgilenilmek, özen gösterilmek ister. O annelik özelliği gereğince hayatındaki erkeğe de korumacı yönüyle yaklaşır. Sahip çıkmak, besleyip, büyütmek ruhsal özelliklerinin içinde vardır. Erkeğin onu anlamasını karşılık vermesini bekler. Peki, erkek onu yeterince anlayabilir mi? Hayır. Çünkü erkek bu özellikleri kadın gibi yoğun bir biçimde ruhunda barındırmaz. O yüzden erkekler kadın ruhundan pek anlamazlar.
Erkekler doğaları gereği daha katıdır, serttir, incelikten biraz yoksundur. Onlar fiziksel olarak güçlü yaratıldıklarından, bu güçlerini kullanmayı severler. Hatta sayıları az da olsa zaman zaman zarif, kibar, anlayışlı erkeklerle karşılaştığımızda, “kadın ruhu gibi ince ruha sahip bir adam” demez miyiz? Deriz tabi. Çünkü alışılmadık bir durumdur. İşte bu nedenle erkekler kadınları zor anlarlar. Onlar biraz “höt höt” yapılı varlıklar oldukları için dıştan duyarlı görünseler bile özlerinde bu özelliği taşırlar ve yeri geldiğinde hemen kullanırlar. En efendisi, medenisi, eğitimlisi bile damarına basıldığında bu yüzünü gösterir. Gerçi şimdi diyeceksiniz ki kadınların içinde yok mu “höt höt” tipler? Var ama erkeklerle kıyaslandığında devede kulak kalır. Şimdi bu durumda nasıl beklersiniz “höt höt” bir adamın, ince ruhlu, zarif, narin bir kadını anlamasını? Bu biraz hayalcilik olmaz mı? Ama şunu da vurgulamak gerekir. Erkekler kadın ruhunu çözmek, anlamak için uğraş vermişlerdir. Özellikle sanatçı erkekler. Fakat tam olarak algılayamamışlardır. Dedim ya her iki cins farklı özelliklerle yaratılmış. Bence bu nedenle erkek kadını tam olarak anlayamaz. Tıpkı, kadının da erkeği tam olarak anlayamayacağı gibi. O zaman yapılacak en doğru iş, karşılıklı saygı ve anlayışla kabullenmektir. Yoksa sorun devam eder. Yani kavga, gürültü eksik olmaz. Zaten bu sürtüşmelerde de ezilen taraf, narin yapılı kadın ruhu olmaktadır. Bence erkeği hep yöneten taraf olan kadının, bu durumu da kendisi çözmelidir. Yani “şu erkekler bizi niye hiç anlamıyor” demek yerine, “ onların bizi anlaması mümkün değil, iyisi mi biz idare edelim.” demesi lazım. Aksi takdirde kadın kendini boş yere üzer.
Şadan HERGÜNER
Gelelim konumuza! Bir kere her şeyden önce kadın ve erkek hem ruhsal hem fiziksel açıdan birbirinden farklı özelliklerle yaratılmışlardır. Yani birbirlerini tam olarak anlamalarını beklemek doğru olmaz. Ancak anlayış gösterip, saygıyla birbirlerini kabul etmeleri gerekir. En azından ben böyle düşünüyorum.
Şimdi kadın ve erkek farklı özelliklerde varlıklar olunca, her zaman uzlaşmaları mümkün olmuyor. Bence kadınları erkeklerden farklı kılan en önemli özellik ruhlarında gizlidir. Kadın ruhu daha duyarlı, sabırlı, duygusal ve dayanıklıdır. Erkek ruhundan daha hassas yapıdadır. O yüzdendir ki, doğurganlık gibi çok kutsal olan bir özellik kadına verilmiştir. Kadın, anne olma özelliği ve duyarlı ruhu nedeniyle erkeğe oranla bazı alanlarda farkındalığı daha yüksek bir varlıktır. Etrafına bakışı başkadır. Olayları ve insanları daha kolay algılar, farkına varır. Üstelik kadın ruhu acılara erkekten daha dayanıklıdır. Acısını içinde tüm hızıyla yaşar ama etrafına pek belli etmez. Ve erkeğe oranla daha kolay affeder. Fiziksel olarak narin yaratılan kadının ruhu da incedir. Anlaşılmak, ilgilenilmek, özen gösterilmek ister. O annelik özelliği gereğince hayatındaki erkeğe de korumacı yönüyle yaklaşır. Sahip çıkmak, besleyip, büyütmek ruhsal özelliklerinin içinde vardır. Erkeğin onu anlamasını karşılık vermesini bekler. Peki, erkek onu yeterince anlayabilir mi? Hayır. Çünkü erkek bu özellikleri kadın gibi yoğun bir biçimde ruhunda barındırmaz. O yüzden erkekler kadın ruhundan pek anlamazlar.
Erkekler doğaları gereği daha katıdır, serttir, incelikten biraz yoksundur. Onlar fiziksel olarak güçlü yaratıldıklarından, bu güçlerini kullanmayı severler. Hatta sayıları az da olsa zaman zaman zarif, kibar, anlayışlı erkeklerle karşılaştığımızda, “kadın ruhu gibi ince ruha sahip bir adam” demez miyiz? Deriz tabi. Çünkü alışılmadık bir durumdur. İşte bu nedenle erkekler kadınları zor anlarlar. Onlar biraz “höt höt” yapılı varlıklar oldukları için dıştan duyarlı görünseler bile özlerinde bu özelliği taşırlar ve yeri geldiğinde hemen kullanırlar. En efendisi, medenisi, eğitimlisi bile damarına basıldığında bu yüzünü gösterir. Gerçi şimdi diyeceksiniz ki kadınların içinde yok mu “höt höt” tipler? Var ama erkeklerle kıyaslandığında devede kulak kalır. Şimdi bu durumda nasıl beklersiniz “höt höt” bir adamın, ince ruhlu, zarif, narin bir kadını anlamasını? Bu biraz hayalcilik olmaz mı? Ama şunu da vurgulamak gerekir. Erkekler kadın ruhunu çözmek, anlamak için uğraş vermişlerdir. Özellikle sanatçı erkekler. Fakat tam olarak algılayamamışlardır. Dedim ya her iki cins farklı özelliklerle yaratılmış. Bence bu nedenle erkek kadını tam olarak anlayamaz. Tıpkı, kadının da erkeği tam olarak anlayamayacağı gibi. O zaman yapılacak en doğru iş, karşılıklı saygı ve anlayışla kabullenmektir. Yoksa sorun devam eder. Yani kavga, gürültü eksik olmaz. Zaten bu sürtüşmelerde de ezilen taraf, narin yapılı kadın ruhu olmaktadır. Bence erkeği hep yöneten taraf olan kadının, bu durumu da kendisi çözmelidir. Yani “şu erkekler bizi niye hiç anlamıyor” demek yerine, “ onların bizi anlaması mümkün değil, iyisi mi biz idare edelim.” demesi lazım. Aksi takdirde kadın kendini boş yere üzer.
Şadan HERGÜNER
"Bunları Sevmemek İmkansız"
Bu kadar güzel olunur mu? Bunları yemek istedim. Dünyanın en güzel varlıkları bunlar.
Lütfen BEBEKLER yazısının üstüne tıklayın ve muhteşem bebek resimlerini izleyin. Siz de bayılacaksınız.
Şadan Hergüner
Bu kadar güzel olunur mu? Bunları yemek istedim. Dünyanın en güzel varlıkları bunlar.
Lütfen BEBEKLER yazısının üstüne tıklayın ve muhteşem bebek resimlerini izleyin. Siz de bayılacaksınız.
Şadan Hergüner
Bana gelen asağidaki iletiyi cok onemli buldugum için sizlere de paylaşmak istedim.
TV de zap yaparken, bu bizim Amerikan asıllı Türk dopktorumuz Öz'ün
programına denk geldim.Tombul amerikalıların bizim doktora duydukları
hayranlık beni şaşırttı ve seyretmeme vesile oldu... İyi ki seyretmişim,
bizim Öz, proğrama katılacak olan seyircilerden birgün
önce banyolarında hali hazırda kullandıkları havlu bone ve diş fırcasından
birer örnek aldırmış ve laboratuara göndermiş. Program sırasında bu
sonuçları açıkladı... Sonuç inanılmaz.... Latince adını şimdi
hatırlamadığım aslında önemi olmayan x bakterisi, Yine Latince adını şimdi
hatırlamadığım aslında önemi olmayan y bakterisi ve yine Latince adını
şimdi hatırlamadığım aslında önemi olmayan z bakterisi, ve bunun gibi
binlerce bakteri havlularımızda diş fırcamızda
bonelerimizde, paspasımızda tavanımızda duşa kabinimizde küvetimizde
aynamızda lamba anahtarımızda kısacası banyonun heryerinde, bu nasıl oluyor peşinden hemen anlattı... Sifonu çektiğimizde su partükülleri şiddetle
çarpışıyorlar.. Bu şiddet su partüküllerinin klozetin alanın 5 m lik
çevresine hızla dağılmasına sebebiyet veriyor. Bu partüküller
beraberlerinde bakterileride taşıyorlar... Peki bu bakteriler neler? Tahmin
edebildiğiniz gibi dışkı, idrar ve koli basili vs...
Yani sifonu çekmeden klozet kapağını kapatmazsanız milyonlarca iğrenç
bakteriler banyonun heryerine havlumuzdan diş fırçamıza kadar her yere
yerleşiyorlar...
Sanırım çoğumuza yıllardır manasız gelen klozet kapağının şimdi neye
yaradığını anladık....!!!
TV de zap yaparken, bu bizim Amerikan asıllı Türk dopktorumuz Öz'ün
programına denk geldim.Tombul amerikalıların bizim doktora duydukları
hayranlık beni şaşırttı ve seyretmeme vesile oldu... İyi ki seyretmişim,
bizim Öz, proğrama katılacak olan seyircilerden birgün
önce banyolarında hali hazırda kullandıkları havlu bone ve diş fırcasından
birer örnek aldırmış ve laboratuara göndermiş. Program sırasında bu
sonuçları açıkladı... Sonuç inanılmaz.... Latince adını şimdi
hatırlamadığım aslında önemi olmayan x bakterisi, Yine Latince adını şimdi
hatırlamadığım aslında önemi olmayan y bakterisi ve yine Latince adını
şimdi hatırlamadığım aslında önemi olmayan z bakterisi, ve bunun gibi
binlerce bakteri havlularımızda diş fırcamızda
bonelerimizde, paspasımızda tavanımızda duşa kabinimizde küvetimizde
aynamızda lamba anahtarımızda kısacası banyonun heryerinde, bu nasıl oluyor peşinden hemen anlattı... Sifonu çektiğimizde su partükülleri şiddetle
çarpışıyorlar.. Bu şiddet su partüküllerinin klozetin alanın 5 m lik
çevresine hızla dağılmasına sebebiyet veriyor. Bu partüküller
beraberlerinde bakterileride taşıyorlar... Peki bu bakteriler neler? Tahmin
edebildiğiniz gibi dışkı, idrar ve koli basili vs...
Yani sifonu çekmeden klozet kapağını kapatmazsanız milyonlarca iğrenç
bakteriler banyonun heryerine havlumuzdan diş fırçamıza kadar her yere
yerleşiyorlar...
Sanırım çoğumuza yıllardır manasız gelen klozet kapağının şimdi neye
yaradığını anladık....!!!